ANKARA-Barack Obama'nın ABD Başkanı seçilmesinden sonra, yeni yönetimin küresel enerji politikasında nasıl bir rota belirleyeceği ciddi bir merak konusuydu. Dünya, 2000 yılından sonra ABD'nin yeni muhafazakar sıfatlı bürokratlarının "terörizmle mücadele" adı altında küresel enerji kaynaklan ve enerji güzergahları üzerinde kurmaya çalıştığı egemenliğe tanık olmuş, 2008 yılında yapılan seçimlerden Obama'nın zaferle çıkmasıyla, kan ve gözyaşı ile harmanlanmış bu dönemin artık kapanacağı umutları yeşermişti. Obama, Beyaz Saray'a yerleşmeden önce açıkladığı kabinesinde yer verdiği isimlerle bu umutların daha da güçlenmesine neden olmuştu.
Peki, ABD'nin küresel enerji rekabetindeki konumu dikkate alındığında, Obama'nın, eski yönetimin politikalarını ne kadar değiştirme şansı olacaktı? Bu sorunun yanıtı zaten Obama'nın dış politikasını açıkladığı konuşmasında verilmişti. Obama, dış politikasında Irak'ı değil, Afganistan'ı ön plana çıkaracağının mesajlarını vermiş, stratejisini Ortadoğu'dan çok, Orta Asya üzerine kurduğunu belli etmişti.
İşte, Washington'dakİ yeni yönetimin bu yaklaşımı, Moskova'da alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Son yıllarda küresel doğalgaz satrancında çok önemli bir oyuncu durumuna gelmiş olan Rusya, kendi arka bahçesi olarak gördüğü Orta Asya ve Orta Asya'nın Batı'ya açılan enerji kapısı Hazar bölgesi ve Kafkasya'da, ABD'nin gücünü artırmasını istemiyordu.
ABD'nin, 2003 yılında terörle mücadeleyi gerekçe gösterip, ABD'nin Irak'ı işgal etmesini uzaktan İzlemeyi tercih etmiş olan Moskova yönetimi, bu tutumuyla zımnen Irak'ın Washington yönetiminin oyun alanı olduğunu kabul etmişti. Oysa, çok değü yarım asır önce, Sovyetler Birliği Irak'ta çok önemli bir etkinlik sağlamış durumdaydı. Buna karşın, Moskova yönetimi ABD'nin Irak'a olan ilgisinde öne çıkmamış, bir adım geri durmayı tercih etmişti.
Afganistan odak oldu
Ancak Obama yönetimi ile birlikte Afganistan, ABD dış politikasında odak durumuna gelmesi, Washington yönetiminin stratejik bir eksen değişikliğine gittiğini gösteriyordu. ABD'nin Afganistan'ı merkez alarak yürüteceği Orta Asya politikası, Rusya w Çin'in stratejik olarak baskı altında tutulması anlamına geliyordu. Yani, Washington yönetimi bir yandan Çin'in ekonomik büyümesine paralel olarak bölgedeki siyasal etkinliğini arttırmasının önüne geçmek isterken diğer yandan da Rusya'nın küresel enerji satrancında önemli oyuncu olma rölünü elinden almayı ve en fazla kendisine yardımcı oyuncu rölü verilmesini hedefliyordu.
Washington yönetimi öncelikli hedefini Avrupa müttefiklerini, Rusya'nın doğalgaz tekelinden kurtarmak olarak belirledi. Bunun için de Rusya by-pass edecek Nabucco projesi yeniden ön plana çıkarıldı. Amaç Türkmenistan, Azerbaycan ve Irak doğalgazımn, Türkiye üzerinden güvenli bir güzergahla Batı'ya aktarılmasıydı. Washington yönetiminin bu projeye, bir şekilde İranı da dahil etmek istediği. Tahran yönetimini, Uluslararası siyaset sistemine eklenleyip, varılacak bir uzlaşma çerçevesinde doğalgazının Nabucco'ya aktarılmasını sağlamayı amaçladığı biliniyordu.
Obama'nın Beyaz Saray'a yerleşmsinden sonra ortaya çıkan bu tabloda kendini göstermek isteyen Rusya, zaman yitirmeden harekete geçti.
Rusya'dan Nabucco hamlesi
Zamanlama, Obama'nın bütün bu konulan masaya yatıracağı Türkiye ziyaretinin planlanmasından ötürü büyük önem taşıyordu. Bu nedenle, ABD Dışişleri Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın 7 Mart'ta yaptığı Ankara ziyareti sırasında, "Başkan Barack Obama, bir ay içinde Türkiye'ye gelmeyi planlıyor" açıklaması, Moskova yönetimini biran önce adım atmaya zorladı.
Obama'nın, Ankara ziyareti öncesinde enerji diplomasisi hız kazanırken, Moskova yönetimi ABD'nin büyük önem verdiği ve Obama'nın Ankara temasları sırasında da ele alınan Nabucco projesinin içini boşaltmak için arka arkaya girişim başlattı.
Rusya önce Türkmenistan'la uzun erimli bir anlaşma yaparak, bu ülkenin Nabucco için kaynak olmasının önüne geçmek istedi. Türkmenistan Devlet Başkam Gurbangulu Berdimuhammedov'un 24-25 Mart'taki Moskova ziyareti sırasında Hazar' in İki yakasından doğrudan demiryolu ve gemi seferleri düzenlenmesi için bir anlaşma imzalandı. Ancak İki yıl önce Vladimir Pııtin, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev ve Gurbangulu Berdimuhammedov'un "niyet anlaşması" imzaladıkları Trans Hazar doğalgaz boru hattı anlaşmasına bu kez Türkmen tarafı imza koymadı.
Yaklaşık 1 milyar dolarlık, 600 kilometrelik proje, halen eski Sovyet boru hattıyla Rusya üzerinden gazım satan Türkmenistan'ın, yeni boru hattıyla daha fazla gazı Gazprom'a sağlamasını öngörüyordu. Bu anlaşmayla Rusya, Nabucco'ya Türkmenistan'ın kaynak oluşturmasını önlemek istiyordu.
2. Mavi Akım hattı
Moskova yönetimi boşa çıkan bu girişiminin ardından, Ankara ile 2. Mavi Akım hattının devreye girmesi İçin ön çalışma başlaülması karan aldı. Her ne kadar 2. Mavi Akım, Nabucco'ya alternatif bir hat olarak gösterilmek istenmese de uygulamada Türkiye üzerinden İsrail'e ve Avrupa'ya uzanacak hattın vanası yine Rusya'nın elinde olacaktı. Bu da, Nabbucco'nun varlık nedenini ortadan kaldıracaktı.
Transit ülke sıfatıyla gaz politikasında etkin olmak isteyen Ankara, ABD ile birlikte Nabucco'ya destek vermekte olduğu için, 2. Mavi Akım'a, ilk Mavi Akım projesine tam kapasite sağlanması koşulu Üe destek veriyordu.
Gazprom anlaşmalar uyarınca Türkiye'ye sadece keni iç piyasasında kullanmak için gaz satıyor. Ankara İse Mavi Akım'ın tam kapasite kullanılmasını, gereksinim fazlası gazın Türkiye-Yunanistan boru hattıyla üçüncü ülkelere satışından Türkiye'nin de para kazanmasını istiyor. İki yıl önce Türkiye yeni boru hattını reddedince Rusya, Bulgaristan'a Karadeniz'in altından 900 km boru hattı döşenecek olan "Güney Akım" projesini ortaya atmıştı.

Rusya, Obama'nın bütün bu konuların da ele ahnıcağı Türkiye ziyareti öncesinde son kozunu oynayıp, Azeri gazını Gazprom'un samı almasıyla ilgili görüşmelere resmen başlanması kararım aldı. Gazprom Başkam Aleksey Mille ile Azeri devlet petrol şirketi Socar Başkanı Rovnag Abdullayev arasında yapılan görüşmede, gaz sevkiyatımn gelecek yıl başlatılması, bu amaçla Bakü'den Rusya'nın Dağıstan sınırına 200 kilometrelik yeni bir değişiklik yapılmasının kamu menfaatleri açısından elzem olduğu belirtilmiştir. Raporda devamla, yapılacak kanun değişikliği ile söz konusu santrallara doğalgaz arzı sağlayan ilgili sistemin istasyonlar da dahil olmak üzere BOTAŞ'a ait olacağı ve BOTAŞ tarafından işletileceği, bu sistemlerin bir dağıtım şirketinde kalsa dahi bir dağıtım şirketine devredilmeyeceği hususlarının ivedilikle hükme bağlanması gerekliği, bildirilmiştir. Raporda söz konusu kanun değişikliğinin AGDAŞ'a fiili devir işlemi gerçekleştirilmeden yapılması için çalışmalara başlanması yönünde girişimde bulunulması da talep edilmiştir.
Bu süreçte, BOTAŞ ve ETKB Müfettiş raporunda talep edilen içerikte bir yasal düzenleme yapılmadığı için; Adapazarı ENKA- Intergen Santralı'na gaz arzının sağlandığı sistem 1 Mart 2008 tarihi itibariyle AGDAŞ'a devredilmiş ve bu tarihten sonra AGDAŞ'a taşıma bedeli Ödenmeye başlanmıştır. Yine bu tarihten itibaren söz konusu santrala doğalgaz arzı AGDAŞ tarafından yapılmaktadır.
1 yıl gecikmeli olur
Gerekli kanun değişikliğinin yapılabilmesi için, Bakanlık müfettişlerince konu hakkında hazırlanan raporun gereğinin yapılabilmesini teminen "Olur" için Bakanlık makamına sunulan 28 Aralık 2007 tarihli teftiş raporu; ancak bir yıl sonra 23 Aralık 2008 tarihinde Bakan Olur'u alabilmiştir. Söz konusu raporun hazırlandığı sırada halen devrin gerçekleştirilmemiş olduğu dikkate alındığında; doğacak kamu zararının engellenebilmesi İçin son fırsat da değerlendirilememiş; geçen uzunca bir süreye rağmen, ne EPDK, ne de Bakanlık tararından herhangi bir yasa değişikliği için girişimde bulunulmamıştır.
23 Aralık 2008 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. Hilmi Güler tarafından onaylanan teftiş raporu gereğinin yerine getirilebilmesi için BOTAŞ Genel Müdürlüğu'ne gönderilmiştir. Oysa konu çok daha önce çeşitli yazışmalarla BOTAŞ tararından Bakanlığa iletilmiştir. ETKB Hukuk Müşavirliği tarafından yürütülen kanun değişikliği çalışmaları ise halen devam etmektedir. Birçok kamu kuruluşunun olumlu görüşüne karşın, EPDK piyasa faaliyetlerini engelleyeceği gerekçesiyle taslağa karşı çıkmıştır. Böylece EPDK bir kez daha önceliğinin kamu çıkarı değil, piyasanın çıkan olduğunu ortaya koymuştur.
Doğalgaz Piyasası Yasası değiştirilmeli
Aslında tüm bu süreç, 4646 sayılı yasada ülke, kamu ve halk çıkarlan doğrultusunda ciddi değişiklikler yapılması gereğini ortaya koymaktadır. ETKB'nin hazırladığı taslak bir an önce yasalaşmalıdır. Esasen, Doğal Gaz Piyasası Yasası'nda çok daha kapsamlı değişikliklere ihtiyaç vardır.
Çağdaş bir enerji kaynağı olarak doğalgazı kullanmak kamusal bir haktır ve kentsel dağıtım hizmetleri özel şirketler eliyle verilse de, kamusal bir hizmettir. Doğalgaz sistemi de, ülke girişlerindeki ölçüm istasyonlan, iletim ve dağıtım şebekeleri, bu şebekelerdeki kompresör istasyonlan, basınç düşürme ve ölçüm istasyonları, pig istasyonları, vana gruptan v.b.,birçok bileşenden oluşur. Bu faaliyetlerde bir planlama, eşgüdüm ve denetim zorunludur. Sistemin parçalar haline bölünmesi, her bir parçanın, ithalat, iletim, toptan satış, dağıtım, depolama vb. faaliyetler üzerinden özelleştirilmesi ve çok sayıda özel şirket eliyle gerçekleştirilmesi de, eşgüdümü zorlaştıracak ve planlamayı güçleştirecektir.

Tüm dünyada petrol ve doğalgazın yapısı gereği
birbirleriyle ayrılmaz bütünlüğü; arama ve üretimden,
iletim ve tüketiciye ulaşımda petrol ve doğalgazın
değer zincirindeki halkalarının ayrılmaz olduğu göz
önüne alınmalı ve dünyanın birçok ülkesinde olduğu
gibi ülkemizde de, petrol ve doğalgaz arama, üretim,
rafinaj, iletim, dağıtım ve satış faaliyetleri dikey
bütünleşmiş bir yapıda sürdürülmelidir. |
Güçlü bir kamu şirketi lazım
Basında yer alan çeşitli açıklamalarında, BOT AŞ Genel Müdürü Saltuk Düzyol, "Üretici ülkelerin yeri geldiğinde sahip oldukları arz kaynaklarını ekonomik silah olarak kullandığı ve hemen her ülke için stratejik önem taşıyan petrol ve doğalgaz sektöründe devletin kontrolü ister yerli ister yabancı olsun tamamen özel sektöre bırakmaması" gerektiği uyarısında bulunmuştur. Dünyada, küresel krizin giderek derinleştiğine işaret eden Düzyol, "Stratejik önemi haiz enerji sektöründe faaliyet gösteren BOTAŞ gibi bir şirketin özelleştirilmesinin çok büyük bir hata olacağım; BOTAŞ'ın küçültülmesi ve parçalanması ve satılması değil, dikey bütünleşik yapısının korunmasını, kısa vadede bölgesel, uzun vadede küresel oyuncu haline dönüştürülmesi için mümkünse birleşme ve devralmalarla daha da büyütülmesini ve devler liginde rekabet edebUmesi için idari ve mali özerkliğe kavuşturulması" gerektiğini vurgulamıştır. Bu tespitler gerçekçi ve doğrudur. Ülkemizde hidrokarbon esaslı
sağlamak ve sahip olduğu jeopolitik üstünlükleri, ülke, kamu ve halk çıkarları doğrultusunda kullanabilecek güçlü bir kamu enerji şirketine ihtiyaç bulunmaktadır. Bir adım ötesinde, enerji oyununda seyirci değil oyuncu olabilmek için; kısa, orta ve uzun vadeli stratejik karar ve uygulamalara, bu uygulamaların dayandırıldığı uzun vadeli bir enerji politikasına İhtiyaç vardır.
Türkiye Petrol ve Doğalgaz Kurumu oluşturulmalı
Tüm dünyada petrol ve doğalgazın yapısı gereği birbirleriyle ayrılmaz bütünlüğü; arama ve üretimden, iletim ve tüketiciye ulaşımda petrol ve doğalgazın değer zincirindeki halkalarının ayrılmaz olduğu göz Önüne alınmalı ve dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de, petrol ve doğalgaz arama, üretim, rafinaj, iletim, dağıtım ve satış faaliyetleri dikey bütünleşmiş bir yapıda sürdürülmehdir. Bu amaçla, TPAO ve BOTAŞ'ı da bünyesine alacak Türkiye Petrol ve Doğalgaz Kurumu (TPDK) oluşturulmalıdır.
Bu Kurum faaliyetleri itibariyle;
-Yurtiçi ve dışında petrol ve doğalgaz arama ve üretim faaliyetlerini,
-Petrol ve doğalgaz iletim hatları tesis ve işletme faaliyetlerim,
-Petrol rafinerileri kurma ve işletme faahyetlerini,
-Petrol ve doğalgaz uygulamaları için mühendislik ve müşavirlik faahyetlerini,
-Petrol ve doğalgaz teknolojileri araştırma, geliştirme faaliyetlerini,
-Petrol ve doğalgaz ticaret, ithalat, ihracat, toptan satış ve dağıtım faaliyetlerini,
-LNG terminalleri tesis ve işletme faaliyetlerim,
-Yeraltı doğalgaz depolama kurma ve işletme faahyetlerini,
-Petrol depolama tesisleri kurma ve işletme faaliyetlerini, gerçekleştirmeye uygun bir yapıda kurulmalıdır.
Arz güvenliği açısından üetimin kamu tekelinde olmasının yanı sıra ithalat ve depolamada da kamunun ciddi bir ağırlığı olması gerekir. iletim, ithalat, toptan satış, LNG gazlaştırma ve depolama alanlarında faaliyet gösterecek BOTAŞ esaslı kamu şirketleri, kurulması önerilen Türkiye Petrol ve Doğalgaz Kurumu bünyesinde faaliyet göstermelidir.
Oluşturulacak Türkiye Petrol ve Doğalgaz Kurumu, çalışanların yönetim ve denetimde söz ve karar sahibi olacağı bir yapıda, kamu bünyesinde idari ve mali açıdan özerk bir şirket olmalı ve gündelik siyasi çekişmelerden etkilenmeyecek, liyakat sahibi kamu yöneticileri tarafından yönetilmelidir. Bu nedenle oluşturulacak kurum 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname vb. mevzuata değil, gündelik siyasi müdahalelerden etkilenmeyecek sağlam yasal bir altyapıya dayanmalıdır.
Yasada yapılacak değişikliklerle, doğalgaz ithalat kısıtlamaları kaldırılmalı ve BOTAŞ'ın mevcut doğalgaz sözleşmelerinin özel kuruluşlara devri yönündeki ısrarlı dayatmalara son verilmelidir. Dünya Bankası'mn Türkiye doğalgaz sektörünü irdeleyen raporunda bile, gerçekçi olmadığı belirtilen sözleşme devirleri son bulmalıdır. BOTAŞ'ın yeni anlaşma yapmasının yasaklanmasına karşın doğalgaz alım sözleşmelerinin hazırlık süreçlerinin zaman aldığı ve sona erecek sözleşmeler nedeniyle, 2011 sonrası arz açığı oluşması ihtimali göze alınarak, uygulanan doğalgaz İthalat yasağı son bulmalıdır. BOTAŞ ile talepte bulunan diğer kuruluşlara yeni doğalgaz alım sözleşmesi yapma ve ithalat hakkı verilmelidir.