:::::::suBRosa::::::::: >

hastane kuyumcu tekstil mobilya yayinevi internet_sitesi
Faideli Bilgiler


Durmuş Hocaoğlu

'Hristiyanlık Sonrası Avrupa'da Din ve Âile: I -II - III (Durmuş Hocaoğlu)


 

Ne 'Sâf/Öz Millet' Vardır, ne de, 'Sâf/Öz Dil'; Türkler ve Türkçe de Dâhil
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi

NOT: I: Bu yazının son cümlesi olan "Türk milliyetçilerinin yirminci asrın başlarında kalmış, tarihî ömrünü doldurmuş, ırkçılık bakıyyesi bu çocukluk hastalığından artık kurtulma vakti çoktan geldi, geçiyor bile" ifâdesi Yeniçağ'ın matbû metninden çıkarılmıştır. II: Bu metnin sonundaki Bâbil Kulesi resmi ve yanındaki yazı sonradan eklenmiştir - D.H.

 

Bugünkü yazımı da, bir evvelkinin devâmı olarak, aynı saygıdeğer okuyucumun mektubuna tahsîs edeceğim. İlk yazım üzerine gönderdiği ikinci mektubunda, adını yazmanın bir mahzur teşkil etmediğini bildiren, emekli öğretmen, amatör gazeteci, Iğdır'lı Sayın Akay Aktaş, "Yazım kısa olduğu için tarihi derinliklere girmemiştim. Yoksa şüphesiz ben de dilimizin yabancı kültürlerin etkisi altına çok öncelerden girdiğini az çok biliyorum. Ve Türkçe öztürkçe konuşacağız diye ortaya atılan abuk sabuk kelimeleri de hiç onaylamadım. Bütün varken tüm demek, sesli varken ünlü demek bana hep tuhaf ve itici gelmiştir. Hele olası, olanak, dinlence gibi kelimeler kulağımı tırmalamıştır. Ben e-postamda 1980 sonrası ablukayı özellikle verdim. Zira iletişim, TV yayınları o tarihten sonra arttı. Ve dışa açılmak adına milli değerlerimiz, kaynaklarımız hırpalandı. Bu durum AKP döneminde ise daha bir hızlandı" diyerek başladığı bu ikinci mektubuna, Iğdır'da neşrolunan Işık gazetesinde, 21 Temmuz Pazartesi günü kalem aldığı bir yazısını da eklemiş; alâkasına ve nezâketine teşekkür ederim.

 

Bu kadar samimî ve nâzik bir mektup yazan Sayın Aktaş'ın kırılması beni fevkalâde müteessîr eder, ümîd ederim ki bir sûi tefehhüm olmaz; ama, maalesef, yukarıdaki kısa iktibasta olduğu gibi, hayli doğru tesbitler de ihtivâ eden bu mektup, bütün olarak ele alındığında, temel mantaliteye taallûk eden mes'elelerde yine tashîhe muhtaç ciddî hatâlar ile mâlûl bulunuyor. Yine maalesef ki, bu mühim mevzûları burada uzun uzadıya tafsîle girişemeyeceğim; onun yerine, şimdilik, daha henüz yeni yayınlanan ve ankarîbüzzaman siteme yerleştireceğim akademik bir makalemi tavsiye edecek [1] ve çok kısaca ihtisar edeceğim.

 

İmdi, mühim bir örnek olarak, meselâ, Sayın Aktaş - inşaallah yanlış anlamışımdır – "Öz Türkçe" taraftarı; işte bu vahîm bir hatâ – hattâ, "hatâ"dan ( error ) daha fazlası bile, bir "yanlışlık" ( fault ) -; çünkü Arz üzerinde "öz dil" diye bir dil hiç olmamıştır; bu, külliyen boş bir hayâldir; bir kere en umûmî manâda "dil"in – yâni "lisan"ın - nasıl ortaya çıktığı meçhûl; Hz. Âdem kıssasından ilham alınarak peşine düşülen "Âdem Dili"nden ( Lingua Adamica ) hiçbir netîce istihraç edilememiş ve artık vazgeçilmiştir. Ahd-i Atîk'e istinâden ortaya atılan "Dillerin Karışması" ( Confusio Linguarum ) [2] ise ap-açık fantastik bir masaldan başkası değildir; tıpkı, Yahûdî teologu Kabalacı Abraham ben Samuel Abulafia'nın (1240-1291), İbrânî dilinin insanlığın ilk dili, yâni Lingua Adamica olduğu veya en azından potansiyel olarak, olabileceği şeklindeki iddiası gibi. Darwinci antropolojinin en zayıf tarafı da kezâ aynıdır: "Konuşamayan ve düşünemeyen insan-öncesi hayvan"dan "konuşan ve düşünen insan"a geçişi açıklayamamak bu teorinin çökmesi için tek başına yeterlidir.

 

İkinci olarak, "saf ve öz bir dil" olması için "sâf ve öz bir cemiyet" şartır ve bu da muhâldir; evvelen çok iyice bilinmelidir ki, ırk ve millet aynı şey değildir ve sâniyen ne sâf bir ırk vardır ve ne de sâf bir millet; bu, imkân hâricidir; Haldûn'un ifâdesiyle, "sarih nesep, sadece göllerdeki vahşi Araplarda ve onlar hükmündeki toplumlarda bulunur" [3] ; o bile bulunmaz; zinhar – Haldûn'un maksadı, soy saflığının, medeniyete uzaklıkla olan bağlantısına vurgu yapmaktır-. Milletler de hâkezâ: Sâf millet diye birşey yoktur; ne sâf Türk vardır, ne sâf Arap v.s. Beri yandan, "millet", "genetik" değil, "tarihî ve kültürel" bir varlıktır ve ilk teşekkülün nasıl başladığı meçhûldür, muhtemelen de ilelebed meçhûl kalacaktır. Milletler tarihte bilinmeyen bir şekilde doğar ve evrilerek ilerler; kan alır, kan verir, kültürleri etkiler ve etkilenir, hısımlıklar, akrabalıklar kurar ve olgunlaşır, sonra yaşlanır ve sonra da fevt olur. İmdi "sâf/öz millet" olmayınca "sâf/öz dil" de olmayacaktır; Humboldt'un belirttiği gibi, "Milletler, nasıl meydana getirdiklerini bilmedikleri dillerini konuşurlar"e tabiatiyle Türkler de bir istisnâ teşkîl etmezler; "Sâf/Öz Türk" olmadığı için "Sâf/Öz Türkçe" diye birşey de yoktur. . V

Türk milliyetçilerinin yirminci asrın başlarında kalmış, tarihî ömrünü doldurmuş, ırkçılık bakıyyesi bu çocukluk hastalığından artık kurtulma vakti çoktan geldi, geçiyor bile.

VE bütün dünyanın dili bir, ve sözü birdi. 2 Ve vaki oldu ki, şarkta göç­tükleri zaman, Şinar diyarında bir ova buldular; ve orada oturdular. 3 Ve bir­birlerine dediler: Gelin, kerpiç yapalım, ve onları iyice pişirelim. Ve onların taş yerine kerpiçleri, ve harç yerine ziftleri vardı. 4 Ve dediler: Bütün yeryüzü üze­rine dağılmıyalım diye, gelin, kendimize bir şehir ve başı göklere erişecek bir kule bina edelim, ve kendimize bir nam yapalım. 5 Ve âdem oğullarının yapmak­ta oldukları şehri ve kuleyi görmek için Rab indi. 6 Ve Rab dedi: İşte, bir kavmdırlar, ve onların hepsinin bir dili var; ve yapmağa başladıkları şey bu­dur; ve şimdi yapmağa niyet ettiklerin­den hiç bir şey onlara men edilmiyecektir. 7 Gelin, inelim, ve birbirinin dilini anlamasınlar diye, onların dilini orada karıştıralım. 8 Ve Rab onları bütün yer­yüzü üzerine oradan dağıttı; ve şehri bina etmeği bıraktılar. 9 Bundan dolayı onun adına Babil denildi; çünkü Rab bütün dünyanın dilini orada karıştırdı; ve Rab onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı.


[1] Hocaoğlu, Durmuş., "Dil Üzerine Notlar: İnsan'ın ve Dil'in Sıfır Noktası; İnsan, Dil ve Cemiyet ve bir Tipoloji Olarak Aveyron'lu Victor"., Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi ., ISSN 1300-9435., 2005, Sayı: 13, ss.5-36;

[2] Tevrât-ı Şerif , yâhut Eski Ahit Kitabı : Tekvîn, Bab: 11;

[3] İbn Haldûn., Mukaddime ., II.IX., Hazırlayan: Süleyman Uludağ., Dergâh Yayınları., İstanbul, C: I: İkinci Baskı: Mayıs 1988, s.432 v.dv

 

VATİKAN'A HZ. İSA İLE İLGİLİ AÇILAN DAVADA SON DURUM NEDİR?

Bu davada taraflar arasında karşılıklı suçlamalar sürmektedir. Kamuoyunda kısaca “Casioli” davası diye biliniyor. İtalya'daki ön duruşmalardan 1500 Euro para cezası kararı çıktığı haberi geldi. Kararda Katolik Kilisesi için kutsal sayılan bir kişiye ( Jesus Christ) hakaret edildiği belirtilmişti. Dikkat edilirse İtalyan mahkemesi sadece Katolik Kilisesi için “Kutsal” sayılan demişti, tüm Hıristiyanlar ve/veya tüm Dinler veya tüm İnsanlık için kutsal sayılan dememişti. B u nedenle AİHM'deki davada Casioli'nin eli güçlendi, 1500 Euroluk ceza ise çok önemli değildi; sadece zevahiri kurtarmak içindi.


 

Kim Bu Adam? 09.07.2007

  • Bu adam yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
  • Bu adam ilköğretim çağında zorunlu dini eğitim alır.
  • Bu adamın aile kökeni kimse çözemeyeceği kadar karanlıktır.
  • Bu adamın ailesinde daima gizlenen bir Yahudi bağlantısı vardır.
  • Bu adamın ruhsal yapısı çok dalgalı ve düzensizdir.
  • Bu adam gençliğinde ve ileri yaşında karşıtlarına argo ile yanıt veren küfürbaz ve külhanbeyi tavırlı biridir.
  • Bu adam verdiği sözleri tutmayan ve imzaladığı açık/gizli anlaşmalara uymayan biridir.
  • Bu adam devlet yönetimi konusunda CAHİL ama BASKICI ve ŞANTAJCIDIR.
  • Bu adam kendi anadilini bile doğru dürüst konuşamadığı gibi yabancı bir dil de öğrenmek istememiştir.
  • Bu adam kendi ülkesinde ALT ve ÜST kimlikler bulunduğuna inanır.
  • Bu adamın kendi devleti ve ordusuyla derin sorunları vardır.
  • Bu adam hem özel yaşamında hem de siyasi faaliyetlerinde daima MAĞDURU oynamıştır.
  • Bu adam gençliğinde çok yoksulluk çektiğini öne sürerek sürekli olarak haksız kazanç dahil her türlü yoldan çok para kazanma hırsı ile yaşamıştır.
  • Bu adamın cinsel sapmaları olduğu ve/veya cinsel sorunlar yaşamış olduğu anlaşılmıştır.
  • Bu adamın epilepsi (sara) hastalığına duçar olduğu ve zaman zaman ‘Fit' diye bilinen buhranlar geçirdiği hep gizlenmiştir.
  • Bu adamı bir gizli örgüt, ülkesinde lider yapmaya karar vermiştir.
  • Bu adam başbakan olunca cumhurbaşkanını halkın seçmesini istemiş ve kendisinin cumhurbaşkanı yapılmasını dilemiştir.
  • Bu adamı iktidara getiren gizli örgüt, onu kullanarak ülkesinde DEVLETİ çökertmiş ve VATANI böldürmüştür.
  • Bu adam tarihin tanıdığı EN KİFAYETSİZ MUHTERİS LİDERDİR.

Bu Adamı Tanıdınız Mı?

Bu adam Adolf Hitler'dir.

Size birisini anımsatıyor mu?

 

Kaynak: ‘Bilinmeyen Hitler', Aytunç Altındal, Alfa Yay. 15.Baskı, 2006

 

 

 

Aytunç Altındal açıklıyor:

"1908'e kadar İstanbul'u da bilmeyen, Türkçe de bilmeyen bir adam Said-i Nursi. O zaman geldiğinde İslam dinini bunlar, Türkler çökertmişler, diyor.

... (1908) İstanbul'a geliyor, Türkçe öğreniyor...

Öğrendikten sonra elektriği de görüyor.

Elektrikten çok etkileniyor.

O dönemde çok yeni, ve Nur olayını böyle getiriyor, elektrik yani:

'Nur talebeleri Nur fabrikasının ampulleridir.'..."

Hıristiyanlık tarihinde üçlü anlayışını (Thrinity, Ekanim-i Selase- Üç Uknum) reddeden mezhep ve akımlar içinde Ebonitler, Erken Hıristiyanlık döneminde ilk cemaatlerden önemli bir grubu oluşturdukları için dikkate alınması, derinlemesine incelenmesi gereken bir yapı arz etmektedirler.

Erken Dönem Yahudi-Hıristiyan İnancasında Tevhid ve Teslis Mücadelesini anlatan

Sn.LütfüÖzşahin'in

yazdığı EBİONİZM kitabı seçkin yayınevi ve kitapçılarda satışa sunulmuştur.


En çok Okunanlar

www.huncular.com

TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİNİN

GELİŞİMİ VE 1915 OLAYLARI

 

 

 

TEBLİĞ

SAHTE" ERMENİ SORUNU"

VE

SÖZDE" SOYKIRIM "...

 

SUNAN

AYTUNÇ ALTINDAL

 


“SIRLARIN EFENDİSİ” İLE “TARİHLERİN EFENDİSİ” KARŞI KARŞIYA

-Hazreti Musa'nın denizler yardığı asası,Hazreti İsa'nın Çarmığa gerildiği Haçın bir parçası ve yine Hazreti İsa'nın çarmığa gerildiğinde içine kanının aktığı kutsal kâse Ayasofya'da sekizinci taşın altındaymış.Siz ne dersiniz?

Musa'nın asasıyla denizleri falan yarması tamamen efsane...tarihsel olarak verilen, ama olup olmadığı belli olmayan bir tek olay var, o da şudur:İmparator Constantin, 325 yılında 1.Ekümeni konsülü topluyor ve Hıristiyanlık diğer dinlerin arasında bir din olarak kabul ediliyor.O sıralar Constantin Hıristiyan bile değil henüz.Bu arada Constantin'in annesi Alleyna, Kudus'e gidiyor ve Afrodit mabedinde ne hikmetse yaklaşık İsa'nın ölümünden 323 yıl sonra, birdenbire çarmığa gerildiği haçın bir parçasını buluyor.Ve bir kısmını İstanbul'a getiriyor, bir kısmını da Kudüs Kilisese'ne bırakıyor.Bunca yıl kimse bulamıyor o buluyor işte nasıl oluyorsa

Yoksul Tanrı

Aytunç Altındal, Hıristiyanlığa ait eski bir iddiayı yeniden gündeme getiriyor

Hz. İsa'nın mucizelerinin asıl sahibi olarak da tanınan Tyanalı Apollon'un aynı zamanda Arap kaynaklarındaki tılsım ve büyü yeteneklerine sahip Balinus Efendi olduğunu söylüyor. Altındal, bu iddiaya mayıs ayında çıkacak 'Yoksul Tanrı' adlı kitabında yer veriyor

Papa 16.Benedict'in Görüşleri

 

Masonlar : Ratzinger bir dönem vazgeçilen masonların aforoz edilmesi uygulamasının yeniden hayat bulmasında verdiği mücadele ile biliniyor. Özellikle Avrupa'daki mason gruplar, yeni dönemde aforoz edilme tehlikesine karşı kilise ile mücadele için kendilerini hazırlamaya başladılar bile.

www.huncular.com

 

İşte Bütün Mesele Bunlar

BOR-TORYUM- NEPTÜNYUM

Türkler Uyanmadan Gelecek Yüzyılın Enerji Kaynakları

BOR-TORYUM- NEPTÜNYUM

Ele Geçirilmek İsteniyor. Uluslar arası Güçler Derler ki;

BOR-TORYUM- NEPTÜNYUM ve

Türkiye Türklere Bırakılmayacak Kadar Zengin Bir Ülkedir'

Geçtiğimiz yüzyılın ve şu anın enerji kaynağı petrol kaynakları Osmanlı İmparatorluğu'nunYani Türk'lerin kontrolu altındaydı. Ne tesadüf ki gelecek yüzyılların enerji kaynağı olacak madenleri yine Türklerin kontrolunde.

 

Türkiye olarak sahip olduğumuz Toryum milli borcumuzu 545 kere, Neptüyum 40 kere, Keza Bor elementide. Ülkemizin zenginliklerini tam olarak bilemeyebiliriz. Yüce Türk Milleti gerekli bilgiyi aldığında gerekli bilinç seviyesine son derece hızlı ulaşıp, zenginliklerini ve vatanını kanının son damlasına kadar koruyacak bir millettir. Sorun olan, bilgilere sahip olup, insanımızın geleceğini karartacak kararlar alan, bu " Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar zengin bir ülkedir " diyen kimselerle dans edip hala ve hala doğru dürüst bir milli duruş sergilemeyen iktidardır. İktidarın açık bıraktığı kapıları kapatmak için gelecek nesillerimizin göbeği çatlayacak bu kesin.

 

Emine Aksoyer, 10.kasım.2005

 

Paleolog,Bizans'ın kuaför-imparatoru, 100 bin dolara asalet unvanı dağıtıyor

İlk Baskısı Ocak,2002 yılında yapılan VATİKAN ve TAPINAK ŞÖVALYELERİ Kitabında Sn. Aytunç Altındal'ın yazdığı Bizans tahtının varisi Prens Lascaris Paleolog ile ilgi konu; Sn. Aytunç Altındal'ın her altını çizdiği, anlattığı ve uyardığı bütün konulara KOMPLO TEORİSİ'dir diyen medyanın gündemine yeni düştü. İşte bu Paleolog ilgili gerçekleri  daha yeni ortaya çıkarabilen Sn.Murat Bardakçı'nın yazısı.

Kremlin'de, Paleolog'un 1997 Yılındaki Taç Giyme Töreni

Fotografta görünenler, Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri kitabında sözü edilen Tarikat'ın Büyük Üstadı Şövalye MODON, onun yanında beyaz imparatorluk üniformasıyla son Bizans tahtının varisi Prens LASCARİS PALEOLOG, yanında imparatoriçe Françoise ve onun yanında da Tarikat'ın Rusya'daki başı Kont Dimitri. Yer: Moskova Kremlin. Tarih: 23 Haziran 1997 Tören: İmparatorluk Coronation'ı (Bir Anlamda Taçlandırma Töreni)

 

Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri

İkinci bölümde “Tapınak Şövalyeleri” ve onların günümüzdeki temsilcileri olan Malta Şövalyeleri anlatılıyor.Bu yazılarda Türkiye'yle ilgili bir “sır” da açıklanıyor.İstanbul'un Fethi'nden sonra yok oldukları sanılan Bizans'ın ünlü Paleolog ve Kantakuzen Hanedanları'nın günümüzdeki bir temsilcisi, kendisini “Bizans Tahtının Son ve Yasal Varisi” ilan etmiş durumda.Dahası bu “Son İmparator” başta ABD olmak üzere bir çok ülkede mahkemelerden aldığı kararlarla “Resmen” Bizans İmparatoru olarak tanınıyor.Günümüzde Türkiye'nin başındaki dertler yetmezmiş gibi, Batı ve Avrupa Birliği şimdide bir “Bizans İmparatoru” icat ederek bizlerden tazminat talebi cihetine gitmeye hazırlanıyor.İlginç olan bu “Son Bizans İmparatoru”nun da bir Tapınak Şövalyesi olmasıdır.Onunla ilgili belge ve fotoğraflar ilk kez işte bu yazılarda açıklandı.Özellikle de Kremlin'de 1997'de yapılan “Taç Giyme Töreni”nin fotoğrafına dikkat çekmek istiyorum.Bu ilk kez yayınlandı.

 

PAPA'NIN TÜRKİYE ZİYARETİ

Uçan Şeyh Eşref Sancar KUŞÇUBAŞI

Uçan Şeyh'in kanadı koptu…

Eşref Bey, Emir Abdullah'a çok ağır bir lisanla hücum etmiş, ŞEHİD EDİLEN KAHRAMAN TÜRK ÇOCUKLARININ KAN HESABINI, ahrette,bizzat HZ. PEYGAMBER'in (SAV) soracağını söylemişti

 

Mekke Prensi

Bir Pezevenk Satılmış Arap “Emir Abdullah” orijinal fotografı

Osmanlı Türkler'inin Arap Yarımadası'ndan çekilmelerinden sonra kurulan devletciklerden birisinin başına gelen ve Ürdün Kralı olan Emir Abdullah'ın akibeti

 

Süleyman Askeri Bey

O yukarıda fotografını gördüğünüz aslan öyle büyük bir ASLAN dı ki , büyük İngiliz casusu Lawrens bile …………

 

Tarihi Portreler

Midhat Paşa'nın kafatası nerededir?

a) Karaköy'deki Mason locasının altında.b) Hz. Halid Caminin yanındaki eski abdeshanenin yakınında.c) Gazi İsmailbeyzade Sağkolası maslub Çerkes Hasan Bey'in bir yakının tabutunun ayak ucunda.d) Utah'daki Zeytin Tepesi'nde.e) Fransız Konsolosluğu'nun bahçesinde. f) Hiçbiri .

    Ufak bir ipucu vereyim, Simav kadısı Şeyh Bedrettin'in kafatası Çemberlitaş civarında bir su oluğunun altındadır.

Baş Yazı

FETHULLAH GÜLEN KINA YAKACAK MI (II)?

 

İMAMIN OĞLU HIRİSTİYAN OKULA DEKAN OLDU

 

Araştırmacı Yazar

Aytunç Altındal

Papa tıpkı Amerika'daki Evanjelikler gibi birlikte ekümenizm çatısı altında Türkiye başta olmak üzere bütün Türkiye Cumhuriyetleri'ni ve Çini tehdit etmeyi planlıyorlar bu ekümenizm adı altında ve bu Papaz da buradaki kiliseyide büyük Ortadoğu projesinde koç başı olarak Ruslar'a karşı kullanmak istiyorlar olay budur. Dolayısıyladır ki bunu çok iyi görüp bu manevrayı çok iyi sezip ona göre T.C. Devleti'ni yönetenler plan ve proje yapmalıdır.

www.aytuncaltindal.com/

KANLA VAFTİZ OLANLAR

P-2 MASON LOCASI ÜYELERİ VE KOD ADLARI

 
 
BAS YAZI
GÜNCEL E-POSTA

 

www.huncular.com

 

 

GÜNCEL

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ BAYRAKLI "USS TAYLOR" İSİMLİ SAVAŞ GEMİSİ ÇANAKKALE BOĞAZI'NDAN GEÇTİ.

Marmara Denizi'ne açılan Amerikan savaş gemisi, Karadeniz'deki NATO tatbikatına katılacak.

Ege Denizi'nden Çanakkale Boğazı'na saat 12.30 sıralarında giren "USS TAYLOR" isimli savaş gemisine Türk Sahil Güvenlik botu eşlik etti.

"USS Taylor" isimli Amerikan savaş gemisinin planlı tatbikatlar için Karadeniz'e gittiği bildirildi.

ABD'nin Gürcistan'a gönderdiği ana yardım gemisi "USS Mount Whitney"in ise Çanakkale Boğazı girişinde beklediği ve bugün (25.08.2008) boğazdan geçebileceği öğrenildi.

Amerikan bandıralı "Mc Full 74" isimli savaş gemisiyle "Dallas" isimli sahil güvenlik botu da Gürcistan'a insani yardım götürmek üzere boğazlardan geçmişti.

 

Yonca Bayrak

 

ORTA ASYA VE LATİN AMERİKA'DA ART ARDA İKİ UÇAK KAZASI

 

İspanya'daki felaket boyutundaki uçak kazasının ardından Orta Asya ve Latin Amerika'da art arda iki uçak kazası meydana geldi.

Kırgızistan'da Boeing 737 Uçak Düştü: 68 Ölü
Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'ten İran'a gitmek üzere havalanan Boeing 737 tipi yolcu uçağı kalkıştan kısa bir süre sonra düştü. 68 kişinin öldüğü kazadan 22 kişi kurtuldu.

Kazada ölen Türk vatandaşının kimliği de Mehmet Şahin olarak açıklandı.

Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki Manas havaalanı yetkililerine göre, Itek Air adlı havacılık firmasına ait yolcu uçağı kalkıştan 10 dakika sonra arıza bildiriminde bulundu ve kuleye acil iniş yapacağını bildirdi.

Ancak uçak kısa bir süre sonra havaalanına yaklaşık 10 kilometre mesafede yere çakıldı.

Hükümet sözcüsü Roza Dadova, uçakta 83'ü yolcu olmak üzere 90 kişinin bulunduğunu açıkladı.

Bir Türk Yolcu da Hayatını Kaybetti
68 kişinin hayatını kaybettiği kazanın kurbanlarından birinin de Mehmet Şahin adlı Türk olduğu bildirildi.

Kırgızistan'a turist vizesiyle giden Mehmet Şahin'in İran üzerinden Türkiye'ye dönmekte olduğu öğrenildi.

Kurtulan 22 kişiden 18'inin hastaneye kaldırıldığını, 4 kişinin ise sağlık durumları iyi olduğunu için evlerine gönderildiği belirtildi.

Kazaya, uçaktaki basıncın ani düşmesinin sebep olabileceği ihtimaller arasında bulunuyor.Itek Air adlı Kırgız şirketine ait uçağın İranlı Aseman Havayolları tarafından işletildiği ve rotasının İran'ın Meşhed kenti olduğu bildirildi.

Guetemala'da Uçak Kazası: 10 Ölü
Bu kazadan saatler sonra Latin Amerika ülkelerinden Guetamala'da da bir uçağın düşmesi sonucu 10 kişi hayatını kaybetti.

Bu kazadan saatler sonra Latin Amerika ülkelerinden Guetamala'dan uçak kazası haberi geldi.

Guetamala'nın doğusunda bir uçağın düşmesi sonucu 10 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.

 

 

Yonca Bayrak

 

 

RUSYA PARLAMENTOSU, GÜNEY OSETYA VE ABHAZYA'NIN BAĞIMSIZLIĞININ TANINMASINI KARARLAŞTIRDI.

Rusya Federasyon Konseyi ve parlamentonun alt kanadı Duma'dan, Gürcistan'dan bağımsızlıklarını ilan eden Güney Osetya ve Abhazya'nın tanınması kararı çıktı.

Kararın geçerlik kazanması için Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev tarafından onaylanması bekleniyor.

Kararı sevinçle karşılayan Abhazya lideri Sergey Bagapş Duma'daki konuşmasında, "Abhazya ve Güney Osetya'nın Gürcistan'ın parçası olmayacağını" söyledi.

Gürcistan Dışişleri Bakanlığı kararı "Rusya'nın, Gürcistan'ın bağımsızlığına karşı savaşında başka bir adım" olarak niteledi.

Rusya Devlet Başkanı Medvedev ise bu kez de Moldova'yı ayrılıkçı Transdinyester bölgesine müdahale etmemesi için uyarırken, "Gürcistan hatasına" düşülmemesi gerektiğini belirtti.

Medvedev, NATO'nun Rusya ile ilişkileri kesme de dahil, her yaptırımına karşı hazırlıklı olduklarını da sözlerine ekledi..

İngiltere, NATO'nun Rusya ile tüm ilişkilerini kesmesinin yanlış olacağını düşündüğünü bildirdi.

Bu arada Rus güçleri, Poti ve Senaki kentlerinde varlığını sürdürüyor.

Amerikan destroyeri US Mc Faul da Poti'den 80 kilometre güneydeki Batum limanında bulunuyor. İkinci Amerikan savaş gemisi Dallas'ın ise bu akşam ya da yarın (26.08.2008) Batum'a ulaşması bekleniyor.

Abhazya'ya sınır kenti Zugdidi'de hayat normale dönüyor, Gürcü polisi kent merkezini tamamıyla denetim altına aldı.

Öte yandan Amerikan Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin, 2 Eylül'de çıkacağı turda sırayla Gürcistan Ukrayna ve Azerbaycan'a gideceği bildirildi.

 

Yonca Bayrak

 

GÜRCİSTAN'A YARDIM AMACIYLA GÖNDERİLEN NATO GEMİLERİ TÜRK BOĞAZLARINDAN GEÇİYOR.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne uygun şekilde bildirimde bulunulmasının ardından Türk boğazlarından ilk geçiş sabah saatlerinde başladı.

İspanyol ve Alman bayrağı taşıyan, NATO görev gücüne ait toplam 45 bin ton ağırlığındaki iki gemi Çanakkale Boğazı'ndan geçti.

Sabah erken saatlerinden itibaren kılavuz kaptan eşliğinde Ege Denizi'nden Çanakkale Boğazı'na giren İspanyol bayraklı "Almirante DonJuan Bordon" ile Alman bayraklı "FGS Luebeck" isimli iki savaş gemisi, Türk Sahil Güvenlik botunun refakatinde yoluna devam etti.

Aynı kapsamda, Amerikan Mc Faul ve USS Mount Whitney gemilerinin de yarın (22.08.2008) Türk boğazlarından geçiş yapması bekleniyor.

 

Yonca Bayrak

 

29. YAZ OLİMPİYAT OYUNLARI'NDA TEKVANDODA BAYANLAR 57 KİLODA AZİZE TANRIKULU, 2. OLARAK GÜMÜŞ MADALYA KAZANDI.

Tanrıkulu, finalde Güney Koreli Suejong Lim ile karşılaştı.

Her iki sporcunun da son derece temkinli mücadele ettiği müsabakanın ilk raundunda sporcular puan getirici vuruş yapamazken, Güney Koreli sporcunun ceza puanı almasıyla Azize Tanrıkulu raundu önde kapattı.

2. raundda Suejong Lim, aldığı 1 puanla skoru yeniden 0-0'a getirdi. Son raundun tamamlanmasına 15 saniye kala 1 puan daha alan Güney Koreli sporcu müsabakadan da 1-0 galip ayrıldı ve altın madalyanın sahibi oldu.

Bu sıklette bronz madalyaları Hırvat Martina Zubciç ile ABD'li Diana Lopez kazandı.

 

 

 

Yonca Bayrak

 

 

OLİMPİYAT OYUNLARI'NDA TEKVANDODA ERKEKLER 68 KİLODA SERVET TAZEGÜL, 3. OLARAK BRONZ MADALYA KAZANDI.

İlk turda Kübalı Gessler Viera'yı 4-3 yenen Servet Tazegül, çeyrek finalde Güney Koreli Son Taejin'e, hakemlerin kötü yönetimi sonucu 1-0 yenildi.

Güney Koreli sporcunun finale yükselmesiyle Tazegül, repesajda bronz madalya için mücadelesini sürdürme şansını yakaladı.

 

Repesajdaki ilk müsabakasını Hollandalı Dennis Bekkers ile yapan Tazegül, rakibini 3-2 yenmeyi başardı.

 

Tazegül, bronz madalya müsabakasında da Perulu Peter Lopez'i 2-0 yenerek bronz madalyanın sahibi oldu.

 

Yonca Bayrak

 

 

MEDVEDEV, GÜRCİSTAN'DAKİ OPERASYONLARI DURDURMA EMRİ VERDİ.

 

AGİT Dönem Başkanı Fin Dışişleri Bakanı Aleksander Stub'ın Moskova'da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile temasları sonrasında, Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, Rus intarfaks haber ajansına yaptığı açıklamada Gürcistan'daki askeri harekatın durdurulması için emir verdiğini bildirdi.

Ancak, Genelkurmay Başkan Yardımcısı Anatoliy Nogovitsin, Rusya'nın operasyona son vermesi kararının bölgeden tamamen çekildiği anlamına gelmediğini, Gürcü tarafının olası saldırısına anında karşılık vereceklerini söyledi.

Bu gelişme öncesinde sabahın erken saatlerinde Abhaz güçleri, Gürcistan askerlerini Kodori Vadisi'nin kuzeyinden çıkarmak amacıyla operasyon başlattı.

Bu operasyon sonrasında ele geçirilen bir köye Abhaz bayrağının çekildiği bildirildi. Aynı saatlerde Tiflis'e bir saatlik mesafedeki Gori kentine Rus bombardıman uçağı saldırı düzenledi.

Rusya saldırıyı kabul etmezken, TRT ekibi, saldırının hemen sonrasında girdiği Gori'de en az 5 sivilin cesetlerini ve yaralıları görüntüledi.

Saldırının havadan mı yoksa havan topundan mı kaynaklandığı yolunda çelişkili haberler geliyor. Gori'nin Rus birliklerin elinde olduğu iddiaları ise Moskova tarafından yalanlandı.

Son bombardımanın da ardından Gori'nin neredeyse tamamen boşaldığı ve tüm işyerlerinin kapalı olduğu bildiriliyor.

Kent merkezinde Gürcü birliklerine ait terk edilmiş, çok sayıda zırhlı araç, tank ve benzeri teçhizat dikkati çekiyor.

Gürcistan, birliklerinin, başkent Tiflis'i savunmak için geri çekildiğini bildirerek, duruma uluslararası güçlerin müdahale etmesini istedi.

Yardım taşıyan Türk Kızılayı da sorunsuz biçimde Tiflis'e ulaştı.

 

Yonca Bayrak

 

ŞEHİT 9 ASKERİN CENAZESİ, TÖRENİN ARDINDAN ERZİNCAN'DAN, MEMLEKETLERİNE GÖNDERİLDİ

 

Erzincan'ın Kemah ilçesinde, töreristlerce yola döşenen mayın patlaması sonucu şehit olan 9 askerin cenazeleri, Erzincan'da düzenlenen törenin ardından toprağa verilmek üzere memleketlerine gönderildi.

Şehitlerden 7'sinin cenazesi bugün (12.08.2008), 2'sinin cenazesi ise yarın (13.08.2008) toprağa verilecek.

Şehitler için, Erzincan'da tören düzenlendi.

Törenin ardından, şehit Kurmay Yarbay Miktat Şamdancı ve şehit uzman çavuş Selim Kabataş Malatya'ya, şehit uzman çavuş Gökhan Kugat Elazığ'a, şehit erler Adem Hilaloğlu ve Barış Demir İzmir'e, şehit er Abdullah Aydın Emer Adana'ya, şehit er Önder Muratoğlu İstanbul'a, şehit er Murat Atsen, Bursa'ya ve şehit er Abdurrahman Bulat'un cenazesi Hatay'a gönderildi.

Şehitlerden Kurmay Yarbay Miktat Şamdancı, Uzman Çavuş Selim Kabataş, Uzman Çavuş Gökhan Kugat, Erler Adem Hilaloğlu, Barış Demir Abdullah Aydın Emer ve Önder Muratoğlu'nun cenazesi, bugün İkindi vakti kılınacak namazın ardından toprağa verilecek.

Şehitler Erler Abdurrahman Bulat ve Murat Atsen'in cenazeleri ise yarın (13.08.2008) Hatay ve Bursa'da defnedilecek.

 

Yonca Bayrak

 

 

YÖK, 23 YENİ ÜNİVERSİTENİN REKTÖR ADAYLARI BELİRLEYECEK 

 

 

YÖK Genel Kurulu toplandı. Saat 11'de başlayan toplantıya, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan başkanlık ediyor.

Toplatının gündeminde yeni kurulan 23 üniversitenin rektör adaylarının belirlenmesi var.

YÖK Genel Kurulu, 523 aday arasından her üniversite için 3'er aday seçecek.

Akşam saatlerinde yeni rektör adaylarının belirlenmesi bekleniyor.

 

Yonca Bayrak

 

GÖKYÜZÜ BU AKŞAM "METEOR YAĞMURU"NA SAHNE OLACAK

 

 

"Yıldız kayması" olarak bilinen meteor yağmuru bu akşam tüm Türkiye'den izlenebilecek.

Gökyüzünde, saatte ortalama 80 meteorun gözlenebileceği tahmin ediliyor.

21.30 'da başlayacak yıldız kayması için en ideal saatin geceyarısı olduğunu belirten yetkililer yıldız kaymasının kuzeydoğu yönünden izlenebileceğini belirtiyor.

Gökyüzü meraklıları, meteor yağmurlarını Ankara Üniversitesi Ahlatlıbel Rasathanesinde düzenlenen etkinliklerle de izleyebilecek.

 

Yonca Bayrak

 

 

TEKKEYİ  BEKLEYEN  ÇORBAYI  İÇER

 

İnsanların genelinde yaratılış itibari ile güçlü olma isteği, gücü elinde tutma ve gücü kullanabilme arzusu vardır. Güçten kastettiğimiz kimi zaman bedensel, kimi zaman bilimsel, kimi zamanda ekonomik olabilir.Bunu çeşitlendirebiliriz. Günümüz şartlarında Türkiye de güç kaynağının ne olduğunu bir sorgulayalım. Parasal yönden zenginlikle birlikte gelen satın alınabilir güç unsurlarının ağırlığını koyduğunu görüyoruz. Ekonomik refahın gücü sayesinde çoğu sorunun çözümü yüzeysel mantıkla çözümlenebilecektir.

 

Maalesef insanlarımızın büyük bir kısmı, parasal gücün etkisi altında. Para sahiplerine ve paranın sağladığı olanaklara hürmet etmekte anlaşılabilir sınırları zorlamaktalar.İnsanlarımızın bu zafını suistimal etmekte maharetli siyaset tüccarları , ekonomik kazançlarının etik olmayan kaynaklarını sıradanlaştırarak genel bir göz boyamayla oylarına oy katmaktadırlar. Bu siyaset tüccarları için paranın  kara mı ak mı olmasının bir önemi olmadığı gibi reklamında iyisi kötüsü yoktur.Az sayıda kalan, görev bilinciyle hareket eden siyasilerimizin çalışmalarıda, az sayıda kalan muhakeme yeteneği kaybolmamış insanımız tarafından takdir görmektedir.

 

TRT Genel Müdürünün, kaç kurumdan ne kadar maaş aldığı; mualefetin kötüleme, karalama ve eleştiri bombardımanları ile  su yüzüne çıkarılmaya çalışıldı. Eleştirisel yorumların amacı hedefine ulaşamadı. Halk tarafından asıl algılanan tekkeyi bekleyen çorbayı içer , bunların adamı olursan ekonomik olarak kazanç sahibi olursun, köşeyi dönersin,her sorununu çözesin oldu..Güce ve paraya tapma etkisi bilinç altında Ak Partiyi savunma ve müdafa etme olarak geri döndü. Halkımızın bazı zaaflarını anlayamamış medya mensupları yanlış bir yöntemle karalayarak ve kötüleyerek farkında olmadan yada bilinçli bir şekilde Ak Parti reklamı yapmaktalar. Güce uzaktan bakmayın, içinde olun onlarla birlikte olun. Bal tutan parmağını yalar mesajı vermekteler.

 

 

KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ

"Kırım Kongo Kanamalı Ateşi" hastalığının kesin bir tedavi yöntemi olmaması nedeniyle hastalığın kontrolünde korunma faktörleri büyük önem taşıyor.

Uzmanlar piknik sezonunun başlaması sebebiyle son günlerde çocuklarda görülen kene ısırması vakalarında artış olduğuna dikkat çekerek ebeveynleri uyarıyor.

Dünyada ilk kez 1944 yılında Kırım'da saptanan ve daha sonra 1956 yılında Kongo'da görülen "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi" (KKKA) hastalığına karşı alınabilecek önlemler konusunda Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü, "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi" hastalığının kene tarafından ısırılma ile "Nairovirus" adı verilen bir RNA virüsünün vücuda girmesiyle oluştuğunu ifade ediyor.

Uzmanlar, bazı durumlarda virüsü taşıyan canlıların kanı veya vücut salgılarıyla temas sonucu hastalığın bulaşıcı risk taşıyabileceğini de belirtiyor. 30 kadar farklı kene türünün virüs taşıyabildiğini söyleyen uzmanlar, "Nairovirus" virüsünü çoğunlukla "Hyalomma" cinsi kenelerin taşıdığını açıklıyor.

Uzmanların verdiği bilgiye göre; kene ısırması sonucu birkaç -en geç 9- gün sonra, virüsü içeren kan veya vücut salgılarıyla temastan genellikle 5-6 -en geç 13- gün sonra hastalık belirtileri görülüyor. Hastalık ateş, üşüme, titreme, yaygın kas ağrıları, iştahsızlıkla başlayıp; bulantı kusma, ishal gibi şikâyetlerle kendini gösteriyor. İlk günlerde yüz boyun ve göğüste cilt içi kanamaları, gözlerde kızarıklık ile kollarda bacaklarda morluklar oluşabiliyor. Hastalık nedeni ile burun idrar ve bağırsaklarda kanamalar da görülebiliyor. Karaciğer yetmezliğinin de gelişebildiği vakaların yaklaşık %30'u ölümle sonuçlanıyor. Hastalığın genellikle 2. haftasında ölüm vakaları meydana gelmekle beraber; iyileşme de hastalığın 9. ve 10. günlerinde gerçekleşiyor.

VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü Uzmanı Dr. Gülsemin Güloğlu, kanda virüse karşı oluşan antikorların gösterilmesiyle tanı konduğunu; bu antikorların, virüsün alınmasından sonra 6. günden itibaren kanda belirdiğini ifade ediyor.

Ayrıca diğer laboratuvar tetkiklerinde karaciğer enzimlerinde yükselme ile kanama testlerinde bozukluk görülebileceğini belirtiyor. Uzmanlar, hastalık ile ilgili açıklamalarına şöyle devam ediyor: "Hastalığın belirli bir tedavisi yoktur. Kan ve kan ürünlerinin verilmesi gibi destek tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Dr. Gülsemin Güloğlu, kenenin vücuttan çıkartılması için profesyonel yardım gerektiğinin altını çiziyor.

Dr. Gülsemin Güloğlu, "Özel pensetler yardımı ile kene bütün olarak vücuttan çıkartılmaya çalışılmalıdır. Eter veya başka bir anestezik madde kullanılarak kenenin çıkartılması tercih edimemelidir. Kene ısırığı sonrasında hemen koruyucu bir antibiyotik kullanılmaya başlanmasına gerek yoktur. Ancak kişi, ısırık sonrası 10 gün süreyle ateş yüksekliği açısından dikkatle izlenmelidir. Ateş yüksekliği veya başka herhangi bir klinik belirti durumunda zaman kaybedilmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır." dedi.

"Kırım Kongo Kanamalı Ateşi" hastalığının kesin bir tedavi yöntemi olmaması nedeniyle hastalığın kontrolünde korunma faktörlerinin büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, korunma yöntemlerini şu şekilde sıralıyor:

Kırsal alanlarda çalışan ve hayvancılıkla uğraşanlar, pantolon paçalarını çoraplarının içine sokmalı,

Böcek uzaklaştırıcı ilaçlar vücuda veya kıyafetlere uygulanmalı,

Hayvandan kene çıkarmaya çalışırken eldiven kullanılmalı,

Kırsal alanlarda bulunduktan sonra vücut, kene açısından dikkatle incelenmeli,

Vücuda kene yapışması durumunda bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı.

 

Yonca Bayrak

 

ORGANLAR TSK ‘NIN UÇAKLARI İLE YETİŞTİRİLİYOR

 

Türk Silahlı Kuvvetleri sahip olduğu araç-gereç ve ekipmanını sadece vatan savunmasına değil, hayat kurtarmak için de kullanıyor.

Son iki yıl içinde 31 hastanın ihtiyaç duyduğu organlar, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait hava araçlarıyla ulaştırıldı.

Organ naklinde zaman son derece kısıtlı. Organın en kısa sürede hastaya yetiştirilmesi gerekiyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri işte bu hastalara ihtiyaç duyduğu organları, askeri hava araçlarını tahsis ederek yetiştiriyor.

 

Yonca Bayrak

 

 

SAĞLIKTA SOSYAL SORUMLULUK 2008 ÖDÜLLERİ

 

"Sağlıkta Sosyal Sorumluluk 2008 Ödülleri", törenle sahiplerine verildi.

Gerçekleştirilen törende, Sağlıkta Sosyal Sorumluluk Büyük Ödülü, "Sağlık İçin Sağlıklı Süt İçin" projesiyle Tetrapak'a gitti.

Aynı dalda ikincilik ödülü, "Ayışığı Aygaz'dan Sağlık Işığı" projesiyle Aygaz'a; üçüncülük ödülü de tüm ürünlerinin üzerine sigaranın zararlarını anlatan mesajların yazıldığı "Dumansız Nefes" projesiyle Seyitler Kimya'ya sunuldu.

Gecede, Sosyal Sorumluluklarını En İyi Yerine Getiren Sağlık Kuruluşu kategorisinde birincilik ödülünü, "Her Yüzde Bir Mutluluk" projesiyle Sanovel ilaç firması; ikincilik ödülünü, "Kadın Atölyeleri ve Oyuncak Kütüphanesi" projesiyle Actavis ilaç firması; üçüncülük ödülünü de "Türkiyem farket" projesiyle Abbott ilaç firması kazandı.

"Sağlıkta En Başarılı Sivil Toplum Kuruluşu" birincilik ödülüne, "Çok Yaşa Bebek" projesiyle Türkiye Bankalar Birliği'nin layık görüldüğü törende, bu kategoride ikincilik ödülü "Dikkat Bebek Var" projesiyle Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı'na; üçüncülük ödülü ise "Kalbinizi Koruyun İçinde Sevdikleriniz Var" projesiyle KVC Risk Platformu'na verildi.

Gecede, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'un eşi ve Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı Başkanı Caroline Koç ile geçen yıl yaşamını yitiren Ankara Güven Hastanesi'nin kurucusu Dr. Aysun Küçükel de "Sağlığa En Fazla Katkıda Bulunan Kişi" ödülüne layık görüldü.

Caroline Koç ve Küçükel'in ödüllerini, kendilerini törende temsil eden kişiler aldı.

Törene, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Bekir Keskinkılıç, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serhat Ünal ve sanatçı Derya Baykal'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda davetli katıldı.

 

Yonca Bayrak

 

  

 

EĞİTİMLİ TÜRKLER ALMANYA'YI TERK EDİYOR

 

Almanya'nın önde gelen siyasi dergilerinden Der Spiegel uyardı; "Eğitimli Türkler Almanya'yı terk ediyor."

Der Spiegel'e göre, Almanya'da doğup büyüyen ve çok iyi derecede eğitim gören Türkler'in çoğu, "Almanya'da istenmedikleri" duygusuna kapıldıkları için Türkiye'ye ya da İngilizce konuşulan bazı ülkelere gidiyor.

Dergide yayınlanan araştırmaya göre, Almanya'da yüksek eğitim gören Türk asıllıların sayısı yaklaşık 20 bin..

Bu öğrencilerin 3'te 1'inden fazlası eğitimini tamamladıktan sonra Almanya'da kalmak istemiyor.

Dergiye göre, yüksek derecede vasıflı Türk asıllı akademisyenler, Almanya'da istenmedikleri duygusuna sahip oldukları için ülkeyi terk ediyor.

Yazıda, Türkiye'ye çalışmaya giden Türk asıllı Alman vatandaşlarının çoğunun durumlarından memnun oldukları ve bir daha Almanya'ya dönmek istemedikleri belirtildi

 

Yonca Bayrak

 

 

 

 

TRASYLOL ADLI KALP İLACI PİYASADAN ÇEKİLİYOR.

Alman Bayer ilaç şirketi, araştırma sonuçlarının olumsuz çıkması üzerine, Trasylol adlı kalp ilacını dünya çapında piyasadan çekme kararı aldı.

Bayer şirketi, Kasım ayında pazarlamasını durdurduğu ilacın piyasadan tümüyle çekilmesini kararlaştırdı.

Şirketin yaptığı araştırmada Trasylol kullanan kalp hastalarında ölüm oranının, diğer kalp ilaçlarını kullanan hastalara göre yüzde 50'den daha fazla olduğu tesbit edildi.

 

 

Yonca Bayrak

 

 

 

KADINLARDA MENOPOZ SONRASI YAYGIN OLAN MEME KANSERİ RİSKİ

 

ABD'de yapılan geniş çaplı bir araştırmanın sonucunda, kadınlarda menopoz sonrası yaygın olan meme kanseri riski ile alkol tüketimi arasında bağlantı kuruldu.

Araştırmayı yapan ekibin lideri Ulusal Kanser Kurumundan Jasmine Lew, yaptığı açıklamada, 184 binden fazla kadından alınan veriler üzerinde yapılan analizlerin, "içmenin yaşlı kadınlar için meme kanseri riskini artırdığını ortaya koyan" üç büyük araştırmadan en büyüğü olduğunu kaydetti.

Günde bir ila iki küçük kadeh alkol alan kadınların memelerinde hormona duyarlı tümör gelişme ihtimalinin yüzde 32 oranında olduğu bulundu. Günde üç ya da daha fazla kadehin ise bu riski yüzde 51 oranında artırdığı belirlendi.

Lew, Amerikan Kanser Araştırmaları Birliği toplantısında araştırma hakkında bilgi verirken, alkolün hangi türü olursa olsun bu riskin apaçık olduğunu ifade etti.

Çalışmalarının sonuçlarının, alkolün östrojen metabolizmasına müdahalesinin kanser riskini artırdığı teorisini doğruladığını belirten Lew, bu konuda kamu sağlığı alanında tavsiyelerde bulunmak için henüz erken olduğunu söyledi. Lew, kadınların, risk faktörlerinin belirlenmesi için doktorlarıyla konuşmaları gerektiğini kaydetti.

Meme kanseri, akciğer kanserinden sonra kadınlarda yaygın olan ikinci öldürücü kanser türünü oluşturuyor. Uzmanlar bu yıl içinde dünyada 1,2 milyon kişide meme kanserinin teşhis edilebileceğini ve bunlardan 500 binin binin hayatını kaybedebileceğini tahmin ediyor.

 

Yonca Bayrak

 

GECE ÇALIŞANLARIN KANSER RİSKİNİN DAHA FAZLA OLABİLECEĞİ İDDİA EDİLDİ

 

Danimarka'da bir grup hemşire, çalışma saatleri yüzünden kansere yakalandıkları iddiasıyla mahkemeye başvurdu.

Gece çalışanların kansere yakalanma riskinin daha fazla olabileceği yönündeki tartışmalar yıllardır sürüyor.

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, geceleri çalışmayı, "muhtemel kanserojen faktörler" listesine eklemeye hazırlandığını duyurdu.

Son araştırmalarda, karanlıkta çalışanların meme ve prostat kanserine yakalanma oranının yüksek olduğu görüldü.

Uzmanlar bağlantının henüz kesin olmadığını vurgulasa da konu mahkemeye taşındı.

Danimarka'da meme kanseri hastası bir grup hemşire, hastalıklarının çalışma saatleriyle ilgili olduğu gerekçesiyle dava açtı.

Uzmanlar, gece çalışanların biyolojik saatlerinin bozulduğunu ve uyku veren melatonin hormonunun düşük olduğunu ifade ediyor. Ancak en kötüsü, hem gece hem gündüz çalışmak... Vücudun bioritmi, asıl o zaman bozuluyor.

 

Yonca Bayrak

 

SİGARANIN ALERJİK RAHATSIZLIKLARDA HASTANIN DURUMUNU AĞIRLAŞTIRDIĞI BELİRTİLİYOR.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Türktaş, "Sigara kullanan hastada tedaviden yeterli yanıt alınamaz, hastaneye yatışlar artar. Bu nedenle hangi alerjene bağlı olursa olsun bu hastaların sigara içmemeleri gerekir" dedi.

Türktaş, çevresel alerjenlere bağlı olarak astım, saman nezlesi ve göz alerjisi (konjonktüvit) gibi hastalıkların ortaya çıktığını söyledi.

Ancak, bu hastalıkların söz konusu alerjenlerle her karşılaşan kişide görülmediğini, genetik yatkınlığın da bunda etkili olduğunu anlatan Türktaş, anne veya babasında bu tür rahatsızlığı bulunanlarda astım ve benzeri hastalıkların görülme olasılığının diğer kişilere göre 2-6 kat daha fazla olduğunu bildirdi.

Alerjik hastalıklara genellikle birlikte rastlandığını, toplumda saman nezlesi görülme sıklığının yüzde 20-25, astım görülme sıklığının ise yüzde 6-7 oranında olduğunu ifade eden Türktaş, "Astımlı hastaların yüzde 70'inde saman nezlesi de vardır" dedi.

Alerjiye Neden Olan Alerjenler
Alerjiye genellikle solunum yoluyla alınan alerjenlerin neden olduğunu bildiren Türktaş, ev tozu, güneş görmeyen evlerdeki mantar sporları ve küf mantarları ile hijyeni bozuk evlerdeki hamam böceklerinin başta gelen alerjenler olduğuna dikkati çekti.

Bu alerjenlerin yıl boyunca şikayetlere neden olduğunu kaydeden Türktaş, mevsimsel şikayetlere neden olan alerjenlerin başında ise polenlerin geldiğini bildirdi.

Türkiye'de genellikle çayır çimen polenlerinin alerjiye yol açtığını, ağaç polenlerinin bu konuda "masum" olduğunu vurgulayan Türktaş, ancak, bazı bölgeye özel ağaç türlerinin polen alerjisine neden olabildiğini söyledi.

Türktaş, mevsimsel alerjenlere karşı alerjisi olanların genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında duyarlı hale geldiklerini kaydetti.

Alerjisi Olanlar Sigaradan Uzak Durmalı
Sigaranın alerjik rahatsızlıklarda hastanın durumunun ağırlaşmasına neden olduğunu bildiren Türktaş, "Sigara kullanan hastada tedaviden yeterli yanıt alınamaz, hastaneye yatışlar artar. Bu nedenle hangi alerjene bağlı olursa olsun bu hastaların sigara içmemeleri gerekir. Özellikle çocuklar pasif içicilikten korunmalıdır" diye konuştu.

Alerjik hastalıkların tedavisinin 3 ayağı bulunduğunu anlatan Türktaş, bunun birinci ayağının hastanın eğitimi, ikinci ayağı hastalıktan korunmayı bilmek, üçüncü ayağı ise ilaç kullanımı olduğunu söyledi.

Türktaş, "İlaç tedavisiyle hasta sağlıklı biri gibi yaşamını sürdürebilir. Burada önemli olan hastalığın kontrol altına alınmasıdır. Hastalığı sürekli olanlar ilaçlarını yaşam boyu, mevsimsel olanlar ise rahatsızlıklarının devam ettiği sürece kullanmalıdırlar" diye konuştu.

Uygun tedavi uygulandığında astımın korkulacak bir hastalık olmadığının altını çizen Türktaş, "Astımlı olup olimpiyat madalyası alan sporcular olduğu unutulmamalıdır" dedi.

 

Yonca Bayrak

 

 

 

DEPRESYON İŞ KAZALARINA SEBEP OLUYOR

 

Uzman Psikolog Dr. Bülent Budak, günümüzün önemli ruhsal sağlık sorunlarından depresyonun, ciddi anlamda iş kazalarına neden olduğunu söyledi.

Budak, yaptığı açıklamada, "Başta depresyon olmak üzere diğer ruhsal hastalıkları yaşayan çalışanlar, kurumları önemli maddi ve manevi kayıp ve zarara uğratıyor" dedi.

 

Çeşitli kurum çalışanlarına verdiği terapilerde uyguladığı psikolojik testlerde sıkça karşılaştığı ruhsal sorunun "depresyon" olduğunu ifade eden Dr. Budak, depresyonun, dikkat eksikliği, algı ile konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık ve öz denetim sorunlarına yol açarak zihinsel faaliyetleri bozduğunu söyledi.

Bu tür oluşumların ise iş kazalarına, yaralanmalara ve hatta ölümlere yol açtığını bildiren Dr. Budak, "Yoğun çalışma temposu, izin kullanmamak, iş ve özel hayat dengesizliği de depresyonu tetikleyen en önemli nedenler arasında sayılabilir" diye konuştu.

Türkiye'de her yıl binlerce işçi ve çalışanın, iş kazalarında hayatını kaybettiğini ya da sakatlandığını ifade eden Dr. Budak, özellikle bazı iş kollarında, örneğin, inşaat, taşımacılık, metalürji, orman sanayi ve madencilik dallarında, her yıl beş işçiden birinin, kazaya kurban gittiğini kaydetti.

Bu nedenle, iş kazalarının önemli nedenlerinden olan "ruhsal problemlere" dikkati çeken Dr. Budak, "İşverenlerin, iş kazalarının azalması üzücü durumlarla karşılaşılmaması için çalışanlarına düzenli olarak psikolojik destek sağlaması şarttır. Kurumlar, çalışanların psikolojik sağlığının da yerinde olup olmadığını kontrol etmelidir" önerisinde bulundu.

 

Yonca Bayrak

 

 

MANGA CARTA

 

İngiltere Kralı'nın yetkisini sınırlayan sözleşme olan Magna Carta'nın kopyası Amerikan Ulusal Arşivi'nde sergilenmeye devam edecek.

Bugünkü anayasal düzene ulaşana kadar yaşanılan tarihi sürecin en önemli basamaklarından birisi olan Magna Carta'nın kopyası sahip değiştirdikten sonra yeniden Ulusal Arşiv'e dönüyor.

Dünya tarihinin en önemli belgelerinden kabul edilen Magna Carta'nın, yani Büyük Özgürlükler Sözleşmesi'nin ulaşılan dört kopyasından biri New York'ta yapılan müzayedede 21,3 milyon dolara satılmıştı.

20 yıldır sahibinin izniyle Washington'daki Ulusal Arşiv'de sergilenen 710 yıllık belgeyi satın alan Amerikalı işadamı David Rubenstein, belgeyi yine ödünç vereceğini açıklamıştı.

Rubinstein, Magna Carta'nın Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan tek kopyasını ulusal arşivlerde sergilenmeye devam etmesi için yetkililere teslim etti.

Kralın bazı yetkilerinden feragat etmesini ve hukukun üstünlüğünü kabul etmesini öngören Magna Carta Libartatum yani Büyük Ferman, 1215 yılında İngiltere Kralı ile baronları arasında imzalanmıştı.

Dünyanın ilk yazılı anayasası olarak kabul edilen Magna Carta, insan haklarının İngiliz hukukuna girmesini sağlayan belge olarak tarihi bir önem taşıyor.

 

Yonca Bayrak

 

 

 

Kanserle mücadelede nanoteknoloji dönemi

Bilimadamları, kanserle mücadelede kemoterapiye alternatif yöntem geliştirdi. Araştırmacılar, nano partikülleri kanserli hücrelerle savaşta kullandı.

Dünyanın en önemli araşt