:::::::suBRosa::::::::: >

hastane kuyumcu tekstil mobilya yayinevi internet_sitesi
Faideli Bilgiler


Durmuş Hocaoğlu

AB Sevdâsına Neler Oluyor?II

 

'Hristiyanlık Sonrası Avrupa'da Din ve Âile: I -II - III (Durmuş Hocaoğlu)

 

AB Sevdâsına Neler Oluyor?
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi / 25.05.2008 Pazar
Radikal 'in ücretsiz ilâvesi Kriter 'de, yılbaşından az sonra yayınlanan "Sayılarla AB: T ü rk halk ı n ı n AB üyeliğine desteği %49'a düştü" başlıklı haber çok mühim şeyler söylüyor [Sayı: 19, Ocak 2008, s.30]. Bugün bu köşede, AB'deki yakın gelişmelerle ilgili olarak Eurobarometer isimli Avrupa Komisyonu'nun resmî araştırma kurumunundan alınan bu haberi aynen aktaracak ve bilâhare devam edeceğiz: Eurobarometre'nin son araştırmasına göre, Türkiye'de AB üyeliğine destek verenlerin oranı, son bir yılda yüzde 54'ten yüzde 49'a geriledi. AB vatandaşlarının %58'inin, Birlik üyesi olmaktan memnun olduğunun ortaya çıktığı araştırmada, AB üye­liğine en fazla destek veren ülke, % 82'lik bir oran ile Lüksemburg. Bu ülkeyi, %79 ile Hollanda, % 74 ile Bel­çika ve İrlanda, % 71 ile Polonya ve Romanya izliyor. AB üyeliğinden duyulan memnuniyetin en düşük olduğu ülke ise İngiltere. İngilizlerin sadece %34'ü, Birlik üye­liğini destekliyor. İngiltere'yi, %37 oranında bir destek ile Letonya, %38 ile Avusturya, %40 ile Macaristan ve GKRY, %45 ile Finlandiya ve Çek Cumhuriyeti takip ediyor. Bu ülkelerdeki destek oranlan, AB ortalamasının oldukça altında seyrediyor. Aday ülkeler arasında ise, henüz katılım müzakerele­rine başlamamış olan Makedonya, AB üyeliğini en faz­la isteyen ülke. Makedonya'da halkın desteği %76 gibi oldukça yüksek bir orana sahip. Bu ülkeyi halen üyelik müzakerelerini yürütmekte olan Türkiye %49 ve Hırva­tistan % 35 izliyor. İlkbahar'da yapılan anket sonuçları ile karşılaştırıl­dığında, bazı üye ülkelerde destek oranının arttığı görülüyor. En çarpıcı artış oranları %8 ile Fransa ve Lüksemburg'da, %7 ile Yunanistan'da gözleniyor. Aday ülkelere bakıldığında ise, Türkiye'de destek oranının %5 gerilerken, Hırvatistan'da % 6 arttığı belirleniyor. AB Ü yeli ğ inin Yarar Getirece ğ ini D üşü nen T ü rklerin Oran ı %53 Ülkelerinin AB üyeliğinden fayda gördüğünü düşünen­lerin oranı ise, Birlik genelinde % 58 iken, aksini düşü­nenlerin oranı %29'da kalıyor. En fazla fayda gördüğüne inananlar arasında İrlanda %87 ile birinci, Polonya %83 ile ikinci, Litvanya %81 ile üçüncü sırada yer alıyor. En az fayda gördüğünü düşünenlerde ise İngiltere ve GKRY %37 ile ilk sırayı paylaşıyor. Aday ülkelere bakıldığın­da ise Türkiye'de, üyeliğin yarar getireceğini düşünen­lerin oranı %53'e (bir önceki dönemde %62) düşerken, Hırvatistan'da % 47'ye (bir önceki dönemde %43) çıktığı saptanıyor. AB kurumlarına güven konusunda ise, üye ve aday ül­keler ile Türkiye arasında çarpıcı farklar görünüyor. AB üyesi ülkelerin ortalamasına bakıldığında en fazla güven duyulan kurumun, Avrupa Parlamentosu ol­duğu görülüyor. Ulusal hükümetlere ve ulusal parla­mentolara duyulan güven ise daha düşük. Hırvatistan ve Makedonya'da da benzer bir durum gözlenirken, Türkiye'de ulusal hükümet ve meclise güven, AB ku­rumlarına duyulan güvenin neredeyse 3 katına çıkıyor. Kurumlara Duyulan Güven (%)
Avrupa Komisyonu Avrupa Parlamentosu AB Kurumları Ulusal Hükümet Ulusal Parlamento
AB 27 50 55 48 34 35
Türkiye 17 20 25 63 64
Hırvatistan 39 40 32 20 20
Makedonya 53 57 63 36 23
*** Görüldüğü gibi, Türklerin AB tutkunluğunda ciddî bir zayıflama var; ancak, vazıyet bu kadarla da kalmıyor: Aradan geçen dört aylık müddet zarfında bu tutkunluk git-gide bir ilgisizliğe dönüşmeğe yüz tutmuş bulunuyor.

 

VATİKAN'A HZ. İSA İLE İLGİLİ AÇILAN DAVADA SON DURUM NEDİR?

Bu davada taraflar arasında karşılıklı suçlamalar sürmektedir. Kamuoyunda kısaca “Casioli” davası diye biliniyor. İtalya'daki ön duruşmalardan 1500 Euro para cezası kararı çıktığı haberi geldi. Kararda Katolik Kilisesi için kutsal sayılan bir kişiye ( Jesus Christ) hakaret edildiği belirtilmişti. Dikkat edilirse İtalyan mahkemesi sadece Katolik Kilisesi için “Kutsal” sayılan demişti, tüm Hıristiyanlar ve/veya tüm Dinler veya tüm İnsanlık için kutsal sayılan dememişti. B u nedenle AİHM'deki davada Casioli'nin eli güçlendi, 1500 Euroluk ceza ise çok önemli değildi; sadece zevahiri kurtarmak içindi.


 

Kim Bu Adam? 09.07.2007

  • Bu adam yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
  • Bu adam ilköğretim çağında zorunlu dini eğitim alır.
  • Bu adamın aile kökeni kimse çözemeyeceği kadar karanlıktır.
  • Bu adamın ailesinde daima gizlenen bir Yahudi bağlantısı vardır.
  • Bu adamın ruhsal yapısı çok dalgalı ve düzensizdir.
  • Bu adam gençliğinde ve ileri yaşında karşıtlarına argo ile yanıt veren küfürbaz ve külhanbeyi tavırlı biridir.
  • Bu adam verdiği sözleri tutmayan ve imzaladığı açık/gizli anlaşmalara uymayan biridir.
  • Bu adam devlet yönetimi konusunda CAHİL ama BASKICI ve ŞANTAJCIDIR.
  • Bu adam kendi anadilini bile doğru dürüst konuşamadığı gibi yabancı bir dil de öğrenmek istememiştir.
  • Bu adam kendi ülkesinde ALT ve ÜST kimlikler bulunduğuna inanır.
  • Bu adamın kendi devleti ve ordusuyla derin sorunları vardır.
  • Bu adam hem özel yaşamında hem de siyasi faaliyetlerinde daima MAĞDURU oynamıştır.
  • Bu adam gençliğinde çok yoksulluk çektiğini öne sürerek sürekli olarak haksız kazanç dahil her türlü yoldan çok para kazanma hırsı ile yaşamıştır.
  • Bu adamın cinsel sapmaları olduğu ve/veya cinsel sorunlar yaşamış olduğu anlaşılmıştır.
  • Bu adamın epilepsi (sara) hastalığına duçar olduğu ve zaman zaman ‘Fit' diye bilinen buhranlar geçirdiği hep gizlenmiştir.
  • Bu adamı bir gizli örgüt, ülkesinde lider yapmaya karar vermiştir.
  • Bu adam başbakan olunca cumhurbaşkanını halkın seçmesini istemiş ve kendisinin cumhurbaşkanı yapılmasını dilemiştir.
  • Bu adamı iktidara getiren gizli örgüt, onu kullanarak ülkesinde DEVLETİ çökertmiş ve VATANI böldürmüştür.
  • Bu adam tarihin tanıdığı EN KİFAYETSİZ MUHTERİS LİDERDİR.

Bu Adamı Tanıdınız Mı?

Bu adam Adolf Hitler'dir.

Size birisini anımsatıyor mu?

 

Kaynak: ‘Bilinmeyen Hitler', Aytunç Altındal, Alfa Yay. 15.Baskı, 2006

 

 

 

Aytunç Altındal açıklıyor:

"1908'e kadar İstanbul'u da bilmeyen, Türkçe de bilmeyen bir adam Said-i Nursi. O zaman geldiğinde İslam dinini bunlar, Türkler çökertmişler, diyor.

... (1908) İstanbul'a geliyor, Türkçe öğreniyor...

Öğrendikten sonra elektriği de görüyor.

Elektrikten çok etkileniyor.

O dönemde çok yeni, ve Nur olayını böyle getiriyor, elektrik yani:

'Nur talebeleri Nur fabrikasının ampulleridir.'..."

Hıristiyanlık tarihinde üçlü anlayışını (Thrinity, Ekanim-i Selase- Üç Uknum) reddeden mezhep ve akımlar içinde Ebonitler, Erken Hıristiyanlık döneminde ilk cemaatlerden önemli bir grubu oluşturdukları için dikkate alınması, derinlemesine incelenmesi gereken bir yapı arz etmektedirler.

Erken Dönem Yahudi-Hıristiyan İnancasında Tevhid ve Teslis Mücadelesini anlatan

Sn.LütfüÖzşahin'in

yazdığı EBİONİZM kitabı seçkin yayınevi ve kitapçılarda satışa sunulmuştur.


En çok Okunanlar

www.huncular.com

TÜRK ERMENİ İLİŞKİLERİNİN

GELİŞİMİ VE 1915 OLAYLARI

 

 

 

TEBLİĞ

SAHTE" ERMENİ SORUNU"

VE

SÖZDE" SOYKIRIM "...

 

SUNAN

AYTUNÇ ALTINDAL

 


“SIRLARIN EFENDİSİ” İLE “TARİHLERİN EFENDİSİ” KARŞI KARŞIYA

-Hazreti Musa'nın denizler yardığı asası,Hazreti İsa'nın Çarmığa gerildiği Haçın bir parçası ve yine Hazreti İsa'nın çarmığa gerildiğinde içine kanının aktığı kutsal kâse Ayasofya'da sekizinci taşın altındaymış.Siz ne dersiniz?

Musa'nın asasıyla denizleri falan yarması tamamen efsane...tarihsel olarak verilen, ama olup olmadığı belli olmayan bir tek olay var, o da şudur:İmparator Constantin, 325 yılında 1.Ekümeni konsülü topluyor ve Hıristiyanlık diğer dinlerin arasında bir din olarak kabul ediliyor.O sıralar Constantin Hıristiyan bile değil henüz.Bu arada Constantin'in annesi Alleyna, Kudus'e gidiyor ve Afrodit mabedinde ne hikmetse yaklaşık İsa'nın ölümünden 323 yıl sonra, birdenbire çarmığa gerildiği haçın bir parçasını buluyor.Ve bir kısmını İstanbul'a getiriyor, bir kısmını da Kudüs Kilisese'ne bırakıyor.Bunca yıl kimse bulamıyor o buluyor işte nasıl oluyorsa

Yoksul Tanrı

Aytunç Altındal, Hıristiyanlığa ait eski bir iddiayı yeniden gündeme getiriyor

Hz. İsa'nın mucizelerinin asıl sahibi olarak da tanınan Tyanalı Apollon'un aynı zamanda Arap kaynaklarındaki tılsım ve büyü yeteneklerine sahip Balinus Efendi olduğunu söylüyor. Altındal, bu iddiaya mayıs ayında çıkacak 'Yoksul Tanrı' adlı kitabında yer veriyor

Papa 16.Benedict'in Görüşleri

 

Masonlar : Ratzinger bir dönem vazgeçilen masonların aforoz edilmesi uygulamasının yeniden hayat bulmasında verdiği mücadele ile biliniyor. Özellikle Avrupa'daki mason gruplar, yeni dönemde aforoz edilme tehlikesine karşı kilise ile mücadele için kendilerini hazırlamaya başladılar bile.

www.huncular.com

 

İşte Bütün Mesele Bunlar

BOR-TORYUM- NEPTÜNYUM

Türkler Uyanmadan Gelecek Yüzyılın Enerji Kaynakları

BOR-TORYUM- NEPTÜNYUM

Ele Geçirilmek İsteniyor. Uluslar arası Güçler Derler ki;

BOR-TORYUM- NEPTÜNYUM ve

Türkiye Türklere Bırakılmayacak Kadar Zengin Bir Ülkedir'

Geçtiğimiz yüzyılın ve şu anın enerji kaynağı petrol kaynakları Osmanlı İmparatorluğu'nunYani Türk'lerin kontrolu altındaydı. Ne tesadüf ki gelecek yüzyılların enerji kaynağı olacak madenleri yine Türklerin kontrolunde.

 

Türkiye olarak sahip olduğumuz Toryum milli borcumuzu 545 kere, Neptüyum 40 kere, Keza Bor elementide. Ülkemizin zenginliklerini tam olarak bilemeyebiliriz. Yüce Türk Milleti gerekli bilgiyi aldığında gerekli bilinç seviyesine son derece hızlı ulaşıp, zenginliklerini ve vatanını kanının son damlasına kadar koruyacak bir millettir. Sorun olan, bilgilere sahip olup, insanımızın geleceğini karartacak kararlar alan, bu " Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar zengin bir ülkedir " diyen kimselerle dans edip hala ve hala doğru dürüst bir milli duruş sergilemeyen iktidardır. İktidarın açık bıraktığı kapıları kapatmak için gelecek nesillerimizin göbeği çatlayacak bu kesin.

 

Emine Aksoyer, 10.kasım.2005

 

Paleolog,Bizans'ın kuaför-imparatoru, 100 bin dolara asalet unvanı dağıtıyor

İlk Baskısı Ocak,2002 yılında yapılan VATİKAN ve TAPINAK ŞÖVALYELERİ Kitabında Sn. Aytunç Altındal'ın yazdığı Bizans tahtının varisi Prens Lascaris Paleolog ile ilgi konu; Sn. Aytunç Altındal'ın her altını çizdiği, anlattığı ve uyardığı bütün konulara KOMPLO TEORİSİ'dir diyen medyanın gündemine yeni düştü. İşte bu Paleolog ilgili gerçekleri  daha yeni ortaya çıkarabilen Sn.Murat Bardakçı'nın yazısı.

Kremlin'de, Paleolog'un 1997 Yılındaki Taç Giyme Töreni

Fotografta görünenler, Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri kitabında sözü edilen Tarikat'ın Büyük Üstadı Şövalye MODON, onun yanında beyaz imparatorluk üniformasıyla son Bizans tahtının varisi Prens LASCARİS PALEOLOG, yanında imparatoriçe Françoise ve onun yanında da Tarikat'ın Rusya'daki başı Kont Dimitri. Yer: Moskova Kremlin. Tarih: 23 Haziran 1997 Tören: İmparatorluk Coronation'ı (Bir Anlamda Taçlandırma Töreni)

 

Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri

İkinci bölümde “Tapınak Şövalyeleri” ve onların günümüzdeki temsilcileri olan Malta Şövalyeleri anlatılıyor.Bu yazılarda Türkiye'yle ilgili bir “sır” da açıklanıyor.İstanbul'un Fethi'nden sonra yok oldukları sanılan Bizans'ın ünlü Paleolog ve Kantakuzen Hanedanları'nın günümüzdeki bir temsilcisi, kendisini “Bizans Tahtının Son ve Yasal Varisi” ilan etmiş durumda.Dahası bu “Son İmparator” başta ABD olmak üzere bir çok ülkede mahkemelerden aldığı kararlarla “Resmen” Bizans İmparatoru olarak tanınıyor.Günümüzde Türkiye'nin başındaki dertler yetmezmiş gibi, Batı ve Avrupa Birliği şimdide bir “Bizans İmparatoru” icat ederek bizlerden tazminat talebi cihetine gitmeye hazırlanıyor.İlginç olan bu “Son Bizans İmparatoru”nun da bir Tapınak Şövalyesi olmasıdır.Onunla ilgili belge ve fotoğraflar ilk kez işte bu yazılarda açıklandı.Özellikle de Kremlin'de 1997'de yapılan “Taç Giyme Töreni”nin fotoğrafına dikkat çekmek istiyorum.Bu ilk kez yayınlandı.

 

PAPA'NIN TÜRKİYE ZİYARETİ

Uçan Şeyh Eşref Sancar KUŞÇUBAŞI

Uçan Şeyh'in kanadı koptu…

Eşref Bey, Emir Abdullah'a çok ağır bir lisanla hücum etmiş, ŞEHİD EDİLEN KAHRAMAN TÜRK ÇOCUKLARININ KAN HESABINI, ahrette,bizzat HZ. PEYGAMBER'in (SAV) soracağını söylemişti

 

Mekke Prensi

Bir Pezevenk Satılmış Arap “Emir Abdullah” orijinal fotografı

Osmanlı Türkler'inin Arap Yarımadası'ndan çekilmelerinden sonra kurulan devletciklerden birisinin başına gelen ve Ürdün Kralı olan Emir Abdullah'ın akibeti

 

Süleyman Askeri Bey

O yukarıda fotografını gördüğünüz aslan öyle büyük bir ASLAN dı ki , büyük İngiliz casusu Lawrens bile …………

 

Tarihi Portreler

Midhat Paşa'nın kafatası nerededir?

a) Karaköy'deki Mason locasının altında.b) Hz. Halid Caminin yanındaki eski abdeshanenin yakınında.c) Gazi İsmailbeyzade Sağkolası maslub Çerkes Hasan Bey'in bir yakının tabutunun ayak ucunda.d) Utah'daki Zeytin Tepesi'nde.e) Fransız Konsolosluğu'nun bahçesinde. f) Hiçbiri .

    Ufak bir ipucu vereyim, Simav kadısı Şeyh Bedrettin'in kafatası Çemberlitaş civarında bir su oluğunun altındadır.

Baş Yazı

FETHULLAH GÜLEN KINA YAKACAK MI (II)?

 

İMAMIN OĞLU HIRİSTİYAN OKULA DEKAN OLDU

 

Araştırmacı Yazar

Aytunç Altındal

Papa tıpkı Amerika'daki Evanjelikler gibi birlikte ekümenizm çatısı altında Türkiye başta olmak üzere bütün Türkiye Cumhuriyetleri'ni ve Çini tehdit etmeyi planlıyorlar bu ekümenizm adı altında ve bu Papaz da buradaki kiliseyide büyük Ortadoğu projesinde koç başı olarak Ruslar'a karşı kullanmak istiyorlar olay budur. Dolayısıyladır ki bunu çok iyi görüp bu manevrayı çok iyi sezip ona göre T.C. Devleti'ni yönetenler plan ve proje yapmalıdır.

www.aytuncaltindal.com/

KANLA VAFTİZ OLANLAR

P-2 MASON LOCASI ÜYELERİ VE KOD ADLARI

 
 
BAS YAZI
GÜNCEL E-POSTA

 

www.huncular.com

 

 

GÜNCEL

AB Sevdâsına Neler Oluyor?

Hristiyanlık Sonrası Avrupa'da Din, Âile ve Cemiyet
Durmuş Hocaoğlu

 

TEKKEYİ  BEKLEYEN  ÇORBAYI  İÇER

 

İnsanların genelinde yaratılış itibari ile güçlü olma isteği, gücü elinde tutma ve gücü kullanabilme arzusu vardır. Güçten kastettiğimiz kimi zaman bedensel, kimi zaman bilimsel, kimi zamanda ekonomik olabilir.Bunu çeşitlendirebiliriz. Günümüz şartlarında Türkiye de güç kaynağının ne olduğunu bir sorgulayalım. Parasal yönden zenginlikle birlikte gelen satın alınabilir güç unsurlarının ağırlığını koyduğunu görüyoruz. Ekonomik refahın gücü sayesinde çoğu sorunun çözümü yüzeysel mantıkla çözümlenebilecektir.

 

Maalesef insanlarımızın büyük bir kısmı, parasal gücün etkisi altında. Para sahiplerine ve paranın sağladığı olanaklara hürmet etmekte anlaşılabilir sınırları zorlamaktalar.İnsanlarımızın bu zafını suistimal etmekte maharetli siyaset tüccarları , ekonomik kazançlarının etik olmayan kaynaklarını sıradanlaştırarak genel bir göz boyamayla oylarına oy katmaktadırlar. Bu siyaset tüccarları için paranın  kara mı ak mı olmasının bir önemi olmadığı gibi reklamında iyisi kötüsü yoktur.Az sayıda kalan, görev bilinciyle hareket eden siyasilerimizin çalışmalarıda, az sayıda kalan muhakeme yeteneği kaybolmamış insanımız tarafından takdir görmektedir.

 

TRT Genel Müdürünün, kaç kurumdan ne kadar maaş aldığı; mualefetin kötüleme, karalama ve eleştiri bombardımanları ile  su yüzüne çıkarılmaya çalışıldı. Eleştirisel yorumların amacı hedefine ulaşamadı. Halk tarafından asıl algılanan tekkeyi bekleyen çorbayı içer , bunların adamı olursan ekonomik olarak kazanç sahibi olursun, köşeyi dönersin,her sorununu çözesin oldu..Güce ve paraya tapma etkisi bilinç altında Ak Partiyi savunma ve müdafa etme olarak geri döndü. Halkımızın bazı zaaflarını anlayamamış medya mensupları yanlış bir yöntemle karalayarak ve kötüleyerek farkında olmadan yada bilinçli bir şekilde Ak Parti reklamı yapmaktalar. Güce uzaktan bakmayın, içinde olun onlarla birlikte olun. Bal tutan parmağını yalar mesajı vermekteler.

 

 

KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ

"Kırım Kongo Kanamalı Ateşi" hastalığının kesin bir tedavi yöntemi olmaması nedeniyle hastalığın kontrolünde korunma faktörleri büyük önem taşıyor.

Uzmanlar piknik sezonunun başlaması sebebiyle son günlerde çocuklarda görülen kene ısırması vakalarında artış olduğuna dikkat çekerek ebeveynleri uyarıyor.

Dünyada ilk kez 1944 yılında Kırım'da saptanan ve daha sonra 1956 yılında Kongo'da görülen "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi" (KKKA) hastalığına karşı alınabilecek önlemler konusunda Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü, "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi" hastalığının kene tarafından ısırılma ile "Nairovirus" adı verilen bir RNA virüsünün vücuda girmesiyle oluştuğunu ifade ediyor.

Uzmanlar, bazı durumlarda virüsü taşıyan canlıların kanı veya vücut salgılarıyla temas sonucu hastalığın bulaşıcı risk taşıyabileceğini de belirtiyor. 30 kadar farklı kene türünün virüs taşıyabildiğini söyleyen uzmanlar, "Nairovirus" virüsünü çoğunlukla "Hyalomma" cinsi kenelerin taşıdığını açıklıyor.

Uzmanların verdiği bilgiye göre; kene ısırması sonucu birkaç -en geç 9- gün sonra, virüsü içeren kan veya vücut salgılarıyla temastan genellikle 5-6 -en geç 13- gün sonra hastalık belirtileri görülüyor. Hastalık ateş, üşüme, titreme, yaygın kas ağrıları, iştahsızlıkla başlayıp; bulantı kusma, ishal gibi şikâyetlerle kendini gösteriyor. İlk günlerde yüz boyun ve göğüste cilt içi kanamaları, gözlerde kızarıklık ile kollarda bacaklarda morluklar oluşabiliyor. Hastalık nedeni ile burun idrar ve bağırsaklarda kanamalar da görülebiliyor. Karaciğer yetmezliğinin de gelişebildiği vakaların yaklaşık %30'u ölümle sonuçlanıyor. Hastalığın genellikle 2. haftasında ölüm vakaları meydana gelmekle beraber; iyileşme de hastalığın 9. ve 10. günlerinde gerçekleşiyor.

VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü Uzmanı Dr. Gülsemin Güloğlu, kanda virüse karşı oluşan antikorların gösterilmesiyle tanı konduğunu; bu antikorların, virüsün alınmasından sonra 6. günden itibaren kanda belirdiğini ifade ediyor.

Ayrıca diğer laboratuvar tetkiklerinde karaciğer enzimlerinde yükselme ile kanama testlerinde bozukluk görülebileceğini belirtiyor. Uzmanlar, hastalık ile ilgili açıklamalarına şöyle devam ediyor: "Hastalığın belirli bir tedavisi yoktur. Kan ve kan ürünlerinin verilmesi gibi destek tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Dr. Gülsemin Güloğlu, kenenin vücuttan çıkartılması için profesyonel yardım gerektiğinin altını çiziyor.

Dr. Gülsemin Güloğlu, "Özel pensetler yardımı ile kene bütün olarak vücuttan çıkartılmaya çalışılmalıdır. Eter veya başka bir anestezik madde kullanılarak kenenin çıkartılması tercih edimemelidir. Kene ısırığı sonrasında hemen koruyucu bir antibiyotik kullanılmaya başlanmasına gerek yoktur. Ancak kişi, ısırık sonrası 10 gün süreyle ateş yüksekliği açısından dikkatle izlenmelidir. Ateş yüksekliği veya başka herhangi bir klinik belirti durumunda zaman kaybedilmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır." dedi.

"Kırım Kongo Kanamalı Ateşi" hastalığının kesin bir tedavi yöntemi olmaması nedeniyle hastalığın kontrolünde korunma faktörlerinin büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, korunma yöntemlerini şu şekilde sıralıyor:

Kırsal alanlarda çalışan ve hayvancılıkla uğraşanlar, pantolon paçalarını çoraplarının içine sokmalı,

Böcek uzaklaştırıcı ilaçlar vücuda veya kıyafetlere uygulanmalı,

Hayvandan kene çıkarmaya çalışırken eldiven kullanılmalı,

Kırsal alanlarda bulunduktan sonra vücut, kene açısından dikkatle incelenmeli,

Vücuda kene yapışması durumunda bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı.

 

Yonca Bayrak

 

ORGANLAR TSK ‘NIN UÇAKLARI İLE YETİŞTİRİLİYOR

 

Türk Silahlı Kuvvetleri sahip olduğu araç-gereç ve ekipmanını sadece vatan savunmasına değil, hayat kurtarmak için de kullanıyor.

Son iki yıl içinde 31 hastanın ihtiyaç duyduğu organlar, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait hava araçlarıyla ulaştırıldı.

Organ naklinde zaman son derece kısıtlı. Organın en kısa sürede hastaya yetiştirilmesi gerekiyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri işte bu hastalara ihtiyaç duyduğu organları, askeri hava araçlarını tahsis ederek yetiştiriyor.

 

Yonca Bayrak

 

 

SAĞLIKTA SOSYAL SORUMLULUK 2008 ÖDÜLLERİ

 

"Sağlıkta Sosyal Sorumluluk 2008 Ödülleri", törenle sahiplerine verildi.

Gerçekleştirilen törende, Sağlıkta Sosyal Sorumluluk Büyük Ödülü, "Sağlık İçin Sağlıklı Süt İçin" projesiyle Tetrapak'a gitti.

Aynı dalda ikincilik ödülü, "Ayışığı Aygaz'dan Sağlık Işığı" projesiyle Aygaz'a; üçüncülük ödülü de tüm ürünlerinin üzerine sigaranın zararlarını anlatan mesajların yazıldığı "Dumansız Nefes" projesiyle Seyitler Kimya'ya sunuldu.

Gecede, Sosyal Sorumluluklarını En İyi Yerine Getiren Sağlık Kuruluşu kategorisinde birincilik ödülünü, "Her Yüzde Bir Mutluluk" projesiyle Sanovel ilaç firması; ikincilik ödülünü, "Kadın Atölyeleri ve Oyuncak Kütüphanesi" projesiyle Actavis ilaç firması; üçüncülük ödülünü de "Türkiyem farket" projesiyle Abbott ilaç firması kazandı.

"Sağlıkta En Başarılı Sivil Toplum Kuruluşu" birincilik ödülüne, "Çok Yaşa Bebek" projesiyle Türkiye Bankalar Birliği'nin layık görüldüğü törende, bu kategoride ikincilik ödülü "Dikkat Bebek Var" projesiyle Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı'na; üçüncülük ödülü ise "Kalbinizi Koruyun İçinde Sevdikleriniz Var" projesiyle KVC Risk Platformu'na verildi.

Gecede, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'un eşi ve Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı Başkanı Caroline Koç ile geçen yıl yaşamını yitiren Ankara Güven Hastanesi'nin kurucusu Dr. Aysun Küçükel de "Sağlığa En Fazla Katkıda Bulunan Kişi" ödülüne layık görüldü.

Caroline Koç ve Küçükel'in ödüllerini, kendilerini törende temsil eden kişiler aldı.

Törene, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Bekir Keskinkılıç, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serhat Ünal ve sanatçı Derya Baykal'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda davetli katıldı.

 

Yonca Bayrak

 

  

 

EĞİTİMLİ TÜRKLER ALMANYA'YI TERK EDİYOR

 

Almanya'nın önde gelen siyasi dergilerinden Der Spiegel uyardı; "Eğitimli Türkler Almanya'yı terk ediyor."

Der Spiegel'e göre, Almanya'da doğup büyüyen ve çok iyi derecede eğitim gören Türkler'in çoğu, "Almanya'da istenmedikleri" duygusuna kapıldıkları için Türkiye'ye ya da İngilizce konuşulan bazı ülkelere gidiyor.

Dergide yayınlanan araştırmaya göre, Almanya'da yüksek eğitim gören Türk asıllıların sayısı yaklaşık 20 bin..

Bu öğrencilerin 3'te 1'inden fazlası eğitimini tamamladıktan sonra Almanya'da kalmak istemiyor.

Dergiye göre, yüksek derecede vasıflı Türk asıllı akademisyenler, Almanya'da istenmedikleri duygusuna sahip oldukları için ülkeyi terk ediyor.

Yazıda, Türkiye'ye çalışmaya giden Türk asıllı Alman vatandaşlarının çoğunun durumlarından memnun oldukları ve bir daha Almanya'ya dönmek istemedikleri belirtildi

 

Yonca Bayrak

 

 

 

 

TRASYLOL ADLI KALP İLACI PİYASADAN ÇEKİLİYOR.

Alman Bayer ilaç şirketi, araştırma sonuçlarının olumsuz çıkması üzerine, Trasylol adlı kalp ilacını dünya çapında piyasadan çekme kararı aldı.

Bayer şirketi, Kasım ayında pazarlamasını durdurduğu ilacın piyasadan tümüyle çekilmesini kararlaştırdı.

Şirketin yaptığı araştırmada Trasylol kullanan kalp hastalarında ölüm oranının, diğer kalp ilaçlarını kullanan hastalara göre yüzde 50'den daha fazla olduğu tesbit edildi.

 

 

Yonca Bayrak

 

 

 

KADINLARDA MENOPOZ SONRASI YAYGIN OLAN MEME KANSERİ RİSKİ

 

ABD'de yapılan geniş çaplı bir araştırmanın sonucunda, kadınlarda menopoz sonrası yaygın olan meme kanseri riski ile alkol tüketimi arasında bağlantı kuruldu.

Araştırmayı yapan ekibin lideri Ulusal Kanser Kurumundan Jasmine Lew, yaptığı açıklamada, 184 binden fazla kadından alınan veriler üzerinde yapılan analizlerin, "içmenin yaşlı kadınlar için meme kanseri riskini artırdığını ortaya koyan" üç büyük araştırmadan en büyüğü olduğunu kaydetti.

Günde bir ila iki küçük kadeh alkol alan kadınların memelerinde hormona duyarlı tümör gelişme ihtimalinin yüzde 32 oranında olduğu bulundu. Günde üç ya da daha fazla kadehin ise bu riski yüzde 51 oranında artırdığı belirlendi.

Lew, Amerikan Kanser Araştırmaları Birliği toplantısında araştırma hakkında bilgi verirken, alkolün hangi türü olursa olsun bu riskin apaçık olduğunu ifade etti.

Çalışmalarının sonuçlarının, alkolün östrojen metabolizmasına müdahalesinin kanser riskini artırdığı teorisini doğruladığını belirten Lew, bu konuda kamu sağlığı alanında tavsiyelerde bulunmak için henüz erken olduğunu söyledi. Lew, kadınların, risk faktörlerinin belirlenmesi için doktorlarıyla konuşmaları gerektiğini kaydetti.

Meme kanseri, akciğer kanserinden sonra kadınlarda yaygın olan ikinci öldürücü kanser türünü oluşturuyor. Uzmanlar bu yıl içinde dünyada 1,2 milyon kişide meme kanserinin teşhis edilebileceğini ve bunlardan 500 binin binin hayatını kaybedebileceğini tahmin ediyor.

 

Yonca Bayrak

 

GECE ÇALIŞANLARIN KANSER RİSKİNİN DAHA FAZLA OLABİLECEĞİ İDDİA EDİLDİ

 

Danimarka'da bir grup hemşire, çalışma saatleri yüzünden kansere yakalandıkları iddiasıyla mahkemeye başvurdu.

Gece çalışanların kansere yakalanma riskinin daha fazla olabileceği yönündeki tartışmalar yıllardır sürüyor.

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, geceleri çalışmayı, "muhtemel kanserojen faktörler" listesine eklemeye hazırlandığını duyurdu.

Son araştırmalarda, karanlıkta çalışanların meme ve prostat kanserine yakalanma oranının yüksek olduğu görüldü.

Uzmanlar bağlantının henüz kesin olmadığını vurgulasa da konu mahkemeye taşındı.

Danimarka'da meme kanseri hastası bir grup hemşire, hastalıklarının çalışma saatleriyle ilgili olduğu gerekçesiyle dava açtı.

Uzmanlar, gece çalışanların biyolojik saatlerinin bozulduğunu ve uyku veren melatonin hormonunun düşük olduğunu ifade ediyor. Ancak en kötüsü, hem gece hem gündüz çalışmak... Vücudun bioritmi, asıl o zaman bozuluyor.

 

Yonca Bayrak

 

SİGARANIN ALERJİK RAHATSIZLIKLARDA HASTANIN DURUMUNU AĞIRLAŞTIRDIĞI BELİRTİLİYOR.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Türktaş, "Sigara kullanan hastada tedaviden yeterli yanıt alınamaz, hastaneye yatışlar artar. Bu nedenle hangi alerjene bağlı olursa olsun bu hastaların sigara içmemeleri gerekir" dedi.

Türktaş, çevresel alerjenlere bağlı olarak astım, saman nezlesi ve göz alerjisi (konjonktüvit) gibi hastalıkların ortaya çıktığını söyledi.

Ancak, bu hastalıkların söz konusu alerjenlerle her karşılaşan kişide görülmediğini, genetik yatkınlığın da bunda etkili olduğunu anlatan Türktaş, anne veya babasında bu tür rahatsızlığı bulunanlarda astım ve benzeri hastalıkların görülme olasılığının diğer kişilere göre 2-6 kat daha fazla olduğunu bildirdi.

Alerjik hastalıklara genellikle birlikte rastlandığını, toplumda saman nezlesi görülme sıklığının yüzde 20-25, astım görülme sıklığının ise yüzde 6-7 oranında olduğunu ifade eden Türktaş, "Astımlı hastaların yüzde 70'inde saman nezlesi de vardır" dedi.

Alerjiye Neden Olan Alerjenler
Alerjiye genellikle solunum yoluyla alınan alerjenlerin neden olduğunu bildiren Türktaş, ev tozu, güneş görmeyen evlerdeki mantar sporları ve küf mantarları ile hijyeni bozuk evlerdeki hamam böceklerinin başta gelen alerjenler olduğuna dikkati çekti.

Bu alerjenlerin yıl boyunca şikayetlere neden olduğunu kaydeden Türktaş, mevsimsel şikayetlere neden olan alerjenlerin başında ise polenlerin geldiğini bildirdi.

Türkiye'de genellikle çayır çimen polenlerinin alerjiye yol açtığını, ağaç polenlerinin bu konuda "masum" olduğunu vurgulayan Türktaş, ancak, bazı bölgeye özel ağaç türlerinin polen alerjisine neden olabildiğini söyledi.

Türktaş, mevsimsel alerjenlere karşı alerjisi olanların genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında duyarlı hale geldiklerini kaydetti.

Alerjisi Olanlar Sigaradan Uzak Durmalı
Sigaranın alerjik rahatsızlıklarda hastanın durumunun ağırlaşmasına neden olduğunu bildiren Türktaş, "Sigara kullanan hastada tedaviden yeterli yanıt alınamaz, hastaneye yatışlar artar. Bu nedenle hangi alerjene bağlı olursa olsun bu hastaların sigara içmemeleri gerekir. Özellikle çocuklar pasif içicilikten korunmalıdır" diye konuştu.

Alerjik hastalıkların tedavisinin 3 ayağı bulunduğunu anlatan Türktaş, bunun birinci ayağının hastanın eğitimi, ikinci ayağı hastalıktan korunmayı bilmek, üçüncü ayağı ise ilaç kullanımı olduğunu söyledi.

Türktaş, "İlaç tedavisiyle hasta sağlıklı biri gibi yaşamını sürdürebilir. Burada önemli olan hastalığın kontrol altına alınmasıdır. Hastalığı sürekli olanlar ilaçlarını yaşam boyu, mevsimsel olanlar ise rahatsızlıklarının devam ettiği sürece kullanmalıdırlar" diye konuştu.

Uygun tedavi uygulandığında astımın korkulacak bir hastalık olmadığının altını çizen Türktaş, "Astımlı olup olimpiyat madalyası alan sporcular olduğu unutulmamalıdır" dedi.

 

Yonca Bayrak

 

 

 

DEPRESYON İŞ KAZALARINA SEBEP OLUYOR

 

Uzman Psikolog Dr. Bülent Budak, günümüzün önemli ruhsal sağlık sorunlarından depresyonun, ciddi anlamda iş kazalarına neden olduğunu söyledi.

Budak, yaptığı açıklamada, "Başta depresyon olmak üzere diğer ruhsal hastalıkları yaşayan çalışanlar, kurumları önemli maddi ve manevi kayıp ve zarara uğratıyor" dedi.

 

Çeşitli kurum çalışanlarına verdiği terapilerde uyguladığı psikolojik testlerde sıkça karşılaştığı ruhsal sorunun "depresyon" olduğunu ifade eden Dr. Budak, depresyonun, dikkat eksikliği, algı ile konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık ve öz denetim sorunlarına yol açarak zihinsel faaliyetleri bozduğunu söyledi.

Bu tür oluşumların ise iş kazalarına, yaralanmalara ve hatta ölümlere yol açtığını bildiren Dr. Budak, "Yoğun çalışma temposu, izin kullanmamak, iş ve özel hayat dengesizliği de depresyonu tetikleyen en önemli nedenler arasında sayılabilir" diye konuştu.

Türkiye'de her yıl binlerce işçi ve çalışanın, iş kazalarında hayatını kaybettiğini ya da sakatlandığını ifade eden Dr. Budak, özellikle bazı iş kollarında, örneğin, inşaat, taşımacılık, metalürji, orman sanayi ve madencilik dallarında, her yıl beş işçiden birinin, kazaya kurban gittiğini kaydetti.

Bu nedenle, iş kazalarının önemli nedenlerinden olan "ruhsal problemlere" dikkati çeken Dr. Budak, "İşverenlerin, iş kazalarının azalması üzücü durumlarla karşılaşılmaması için çalışanlarına düzenli olarak psikolojik destek sağlaması şarttır. Kurumlar, çalışanların psikolojik sağlığının da yerinde olup olmadığını kontrol etmelidir" önerisinde bulundu.

 

Yonca Bayrak

 

 

GÖZ TEDAVİSİNDE BOTOKS KULLANILIYOR

 

Yeditepe Üniversitesi Göz hastanesinden Yardımcı Doçent Deniz Oral, özellikle şaşılık ve göz çevresindeki istem dışı kasılmalarda botoksu tedavi amaçlı kullandıklarını bildirdi.

Oral, kozmetik amaçlı kullanılan botoksun bazı göz hastalıklarının tedavisinde de etkin olarak kullanıldığını kaydetti.

"Özellikle şaşılık ve göz çevresindeki istem dışı kasılmalarda botoksu tedavi amaçlı kullanıyoruz" diyen Oral, botoksun kozmetik amaçlı kullanılmasından çok uzun zaman önce 1980 yılında şaşılık tedavisinde başarıyla kullanılmaya başlandığını ifade etti. Oral, şunları kaydetti:

"Botoks, clostridium botulinum adlı bakteriden laboratuvar ortamında elde edilen botulinum toksininin ticari adıdır. Botoks beyinden sinirler aracılığıyla kaslara gönderilen, kasılmayı uyaran sinyallerin sinirlerden kaslara geçişini engelleyerek, kasları geçici olarak zayıflatır veya felç eder. Göz kasları arasındaki dengesizlik nedeniyle ortaya çıkan kaymanın adı olan şaşılık vakalarında, fazla çalışan kasın botoks enjeksiyonuyla zayıflatılmasıyla, göz kasları arasındaki güç dengesi sağlanabilmekte. Bu sayede gözdeki kaymanın düzeltilmesi mümkün olabilmektedir."

Botoksun tedavi amaçlı olarak en yaygın kullanıldığı göz hastalığının blefarospazm (göz çevresinde istem dışı olarak oluşan kas kasılmaları) olduğunu belirten Oral, şöyle devam etti:

"Botoks enjeksiyonları, blefarospazm ve hemifasiyal spazm hastaları için standart tedavi haline gelmiştir. Göz çevresinde ve yüzün alt kısmındaki kaslara küçük dozlarda botoks uygulanmasıyla, hastaların yüzde 90'ında 3-4 ay süreyle aşırı kas kasılmaları ortadan kalkmakta ve hastaların normal bir yaşam sürebilmesi mümkün olabilmektedir. Bu hastalarda botoks enjeksiyonlarının genellikle 3 aylık aralarla tekrarlanması gerekir."

Daha nadir olarak yüz felci geçirmiş bazı kişilerde felç sonrası yüz sinirinde oluşan yanlış iyileşme nedeniyle "timsah gözyaşları" olarak da adlandırılan, yemek yerken gözlerde sulanma veya göz çevresinde düzensiz kas kasılmaları ortaya çıkabildiğini de ifade eden Oral, bu hastalarda da gözyaşı bezine veya yüzdeki kaslara botoks enjeksiyonuyla, bu sorunların etkili bir şekilde tedavi edilebildiğini kaydetti.

Yrd. Doç. Dr. Deniz Oral, botoksun erişkinlerde olduğu kadar bebek ve çocuklarda da güvenli bir şekilde uygulanabildiğini sözlerine ekledi.

 

Yonca Bayrak

 

SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI YASA TASARISI'NA İLİŞKİN TARTIŞMALAR SÜRÜYOR.

TÜRK-İş eylem kararında ısrarlı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ise, "Katkıda bulunanları dinlemeye hazırız. Değişikliğe açığız." mesajı veriyor.

Tasarıya karşı eylem kararı almalarının ardından Faruk Çelik, Cumartesi günü Türk-İş yöneticileriyle bir araya geldi. Ancak Türk-İş, itiraz ettiği maddelere ilişkin somut bir yaklaşım göremediğini açıkladı.

Bu arada, Emek Platformu bileşenleri, Türk-İş'in çağrısıyla, tasarıya karşı eylemleri ele almak için bir araya gelecek.

Bu gelişmelere karşın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, tasarıdaki ana hususları bozmadan çalışmaya açık olduklarını tekrarladı.

Çelik şöyle konuştu: "Genel Kurul safhasında da bu tavrımızı sürdüreceğiz, katkılar almaya devam edeceğiz. Yasa çıktıktan sonra yürürlülük tarihine kadar da bir süre var, 5-6 aylık bir süre o sürede de muhtemel değişiklikler neler olabilir, biz de çalışmamızı teknik olarak sürdürceğiz, sosyal taraflar da çalışmalarını sürderecek, diyalogumuzu devam ettireceğiz."

 

Yonca Bayrak

 

YUMURTA İÇERDİĞİ BESİN ÖĞELERİ BAKIMINDAN OLDUKÇA ÖNEMLİ BİR BESİN MADDESİ.

Yüksek miktarda kolesterol içerdiği için kötü bir şöhrete sahip olan yumurta, yüksek kolesterolü olanların kaçınmaları gereken gıda maddeleri listesinin üst sıralarında yer aldığı biliniyor.

Ancak yumurtanın kolesterol içermesi dışında sağlığa çok yararlı bir besin maddesi olduğu da biliniyor.

ABD'nin önde gelen üniversitelerinden Harward'da, beslenme konusunda uzman doktor Walter Willett, kolesterolün yüzde 75'nin karaciğer tarafından üretildiğinin ve yiyeceklerle alınan kolesterol oranının ise ancak yüzde 25 olduğunun pek fazla bilinmediğine dikkat çekiyor.

Doktor Walter Willett, New York Times gazetesine yaptığı açıklamada kolestrol düzeyinin, en çok yiyeceklerle alınan çeşitli yağ karışımlarından etkilenerek yükseldiğini vurguluyarak, yumurtanın makul oranda yenilmesini ve özellikle yağda pişirilmemesini öneriyor.

Doktor Walter Willett, yüksel kolesterol içerdiği gerekçesiyle yumurtadan vaz geçenlerin özellikle kahvaltılarında zararlı yağlar içeren gıda maddelerine ağırlık verdiklerinin gözlemlendiğini belirterek bunun kolesterol açısından daha zararlı bir sonuç verdiğine dikkat çekti.

 

Yonca Bayrak

 

ALO HEKİME YÖNELİK ŞİDDET VAR" HATTI

 

Türkiye Acil Tıp Derneği Genel Sekreteri Aslıhan Yürüktümen, Türkiye'deki tüm sağlık hizmetlerinin yaklaşık 4'te birinin acil servislerden karşılandığını bildirdi.

Yürüktümen, İstanbul Tabip Odası'nda düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, acil servislerin son yıllarda artan hasta yoğunluğuyla tüm sağlık sisteminin aynası olduğunu söyledi.

"Türkiye'deki tüm sağlık hizmetlerinin yaklaşık 4'te biri acil servislerden karşılanmaktadır" diyen Yürüktümen, Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2006 yılında verilen toplam 190 milyon poliklinik hizmeti sayısının 49 milyonun acil servislerde gerçekleştirildiğini ifade etti.

Yürüktümen, "Yoğunluğun en önemli nedeni, temel ve önleyici sağlık hizmetlerindeki yetersizliktir. Hizmete ulaşamayanlar, hizmetlerin asla sınırlandırılmadığı, 24 saat 7 gün hizmet veren hastanenin her daim açık kapısına yani acil servise başvurmaktadır" dedi.

Bu konuda çözüm olarak uygulamaya konulan aile hekimliği sisteminin, azaltmak yerine acil servise başvuruyu artırdığını belirten Yürüktümen, bu konuda pilot illerden olan İzmir'de son 2 yılda acile başvuru sayısının yüzde 15-16 düzeyinde arttığını dile getirdi.

Acil servislerdeki bu tıkanma ve yoğunluğun 3 aşamada azaltılabileceğini belirten Yürüktümen acil öncesi temel ve önleyici sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, hastanelerde gerçek acil olan ve olmayan hastaları sınıflandıracak bir sistem kurulması, acil servis içindeki hizmet kalitesi ve bakım özelliklerinin geliştirilmesi gerektiğini kaydetti.

Yürüktümen, acil servis hizmetlerinin en büyük yükünü pratisyen hekimlerinin taşıdığını, ancak 24 saat hizmet veren acil servis hekimlerinin özlük ve maaş olarak hiçbir özendiriciliği bulunmadığını söyledi.

Acil servis hekimliğinin saldırı riskinin en yüksek olduğu meslek grupları arasında yer aldığını de anlatan Yürüktümen, sadece İzmir'de Ocak ayında 7 hekime karşı şiddet olayı gerçekleştiğini dile getirdi.

Yaşanan sorunlardan dolayı acil servise gelen hastaya iyi bir bakım verilemediğini de savunan Yürüktümen, "Hekim hem hasta bakan kişi hem de güvenlikçi rolüne bürünmüş durumda. Acil tıp eğitim içinde 'Şiddetten nasıl korunabilirsiniz?' diye bir ders var" diye konuştu.

İstanbul Tabip Odası Acil Sağlık Hizmetleri Komisyonu üyesi Serkan Emre de kentte 24 eğitim ve araştırma hastanesinde sadece 5 acil tıp uzmanı görevlendirilmesi yapıldığını, diğerlerinde ise acil tıp asistanlarının bulunduğunu söyledi. Acil servislerin iş yükünün fazla olduğunu, bunun da yeni sağlık sisteminden kaynakladığını savunan Emre, "Hekimlere yönelik şiddetin giderek artacağını düşünüyoruz. Şu an acil servislerin hiçbir güvenliği yok" dedi.

Yonca Bayrak

 

 

MANGA CARTA

 

İngiltere Kralı'nın yetkisini sınırlayan sözleşme olan Magna Carta'nın kopyası Amerikan Ulusal Arşivi'nde sergilenmeye devam edecek.

Bugünkü anayasal düzene ulaşana kadar yaşanılan tarihi sürecin en önemli basamaklarından birisi olan Magna Carta'nın kopyası sahip değiştirdikten sonra yeniden Ulusal Arşiv'e dönüyor.

Dünya tarihinin en önemli belgelerinden kabul edilen Magna Carta'nın, yani Büyük Özgürlükler Sözleşmesi'nin ulaşılan dört kopyasından biri New York'ta yapılan müzayedede 21,3 milyon dolara satılmıştı.

20 yıldır sahibinin izniyle Washington'daki Ulusal Arşiv'de sergilenen 710 yıllık belgeyi satın alan Amerikalı işadamı David Rubenstein, belgeyi yine ödünç vereceğini açıklamıştı.

Rubinstein, Magna Carta'nın Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan tek kopyasını ulusal arşivlerde sergilenmeye devam etmesi için yetkililere teslim etti.

Kralın bazı yetkilerinden feragat etmesini ve hukukun üstünlüğünü kabul etmesini öngören Magna Carta Libartatum yani Büyük Ferman, 1215 yılında İngiltere Kralı ile baronları arasında imzalanmıştı.

Dünyanın ilk yazılı anayasası olarak kabul edilen Magna Carta, insan haklarının İngiliz hukukuna girmesini sağlayan belge olarak tarihi bir önem taşıyor.

 

Yonca Bayrak

 

 

SAĞLIK BAKANLIĞI, TÜRK DİŞ HEKİMLERİ BİRLİĞİNİN 2008 YILI İÇİN İSTEDİĞİ ASGARİ ÜCRET TARİFESİNİ YÜKSEK BULDUĞU İÇİN ONAYLAMADI.

Türk Diş Hekimleri Birliği, 23 Kasım 2007 tarihinde, 2008 yılı için hazırladığı asgari ücret tarifesini, onaylanması amacıyla Sağlık bakanlığına gönderdi.

Sağlık Bakanlığı, yeni ücret tarifesini onaylamadı.

Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğü tarafından Türk Diş Hekimleri Birliğine gönderilen yazıda "Asgari ücret tarifesi konusunda, maliyet analiz çalışmaları risk maliyetleri ile hayat standardı göstergeleri fiyatlara doğrudan yansıtılmış olduğundan, Türkiye genelinde uygulanan fiyat tutarlarının yüksek olduğu, bu nedenle fiyatların kabul edilemeyeceği" ifadesine yer verilerek, yeni bir asgari ücret tarifesi hazırlanması istendi.

Türk Diş Hekimleri Birliği Merkez Yönetim Kurulu yaptığı değerlendirme sonucunda, Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğüne gönderdiği bir yazıda, 23 Kasım 2007 tarihinden bu yana onay için bekletilen 2008 Yılı Asgari Ücret Tarifesi'nin, "(Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetleri Asgari Ücret Tarifesinin Maliyet Esaslı Olarak Yeniden Belirlenmesi Projesi) kapsamında hazırlandığı belirtildi. Söz konusu tarifenin bilimsel bir çalışma olduğu, bu nedenle de herhangi bir değişikliğe gidilmeyeceği kaydedildi.

 

Yonca Bayrak

 

TÜRK TELEKOM YURT DIŞI İNTERNET ERİŞİM HIZINI BEŞ KAT ARTTIRDI.

Kullanıcılar, yurtdışı kaynaklı sitelere saniyede 157 gigabayt hızla bağlanabilecek.

Türk Telekom'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, 2005 yılı sonunda 33 gigabayt olan yurtdışı çıkış hızı, 157 gigabayt yükseltildi.

Açıklamada, sık ziyaret edilen sitelere, internetin en yoğun kullanıldığı dönemlerde de sıkıntı yaşanmadan erişim sağlanacağı belirtildi.

Türk Telekom, yıl sonuna kadar bu hızı 350 gigabayt çıkarmayı planlıyor.

 

Yonca Bayrak

 

 

EGZERSİZ GENÇ YETİŞKİNLERDE HİPERTANSİYON RİSKİNİ AZALTIYOR.

 

ABD'de Minnesota Üniversitesi'nde görevli bilim adamı Emily D. Parker'ın ekibinin yaptığı araştırma çerçevesinde yaşları 18 ile 30 arasında bulunan 3993 beyaz ve siyah kadınla erkeğin, 15 yıl boyunca incelendiği belirtildi.

Bu süre boyunca erkeklerin daha aktif oldukları, onları sırasıyla beyaz ve siyah kadınların izlediği gözlenirken, "American Journal of Public Health" dergisinde yayımlanan araştırmada, 300 kalorilik enerji harcaması sağlayan, haftada beş kez yapılan egzersizin, genç yetişkinlerde hipertansiyon riskini yüzde 11 oranında azalttığı görüldü.

Fiziksel açıdan en aktif olanlarda hipertansiyon görülme olasılığının, daha az aktif olanlara göre yüzde 17 daha düşük olduğu, bu etkinin kadın ve erkeklerde, beyaz ve siyahlarda değişiklik göstermediği belirtildi.

Egzersizin, yaşları ilerlemiş yetişkinlerde yüksek tansiyon riskini azalttığı biliniyor.

 

 

TÜRKİYE'DE SİGARA VE ALKOL İÇİN İLK KULLANIMIN 12-15, YASA DIŞI MADDELERDE İSE 14-16 YAŞ ARALIĞINDA GÖRÜLDÜĞÜ BELİRTİLDİ.

 

Türkiye'nin sigara tüketiminde dünyada 7. sırada yer aldığı ve ülke genelinde yaklaşık 17 milyon sigara içicisi bulunduğu ifade edildi.

Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) Klinik Şefi Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, 1-7 Mart Yeşilay Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, sigara ve madde bağımlılığının Türkiye'de de sağlık, ekonomik ve sosyal açıdan ciddi bir sorun olduğunu söyledi.

Tütün ve tütün mamulleri ile eroin, esrar, hap, morfin gibi çeşitli maddelerin kullanılmasının engellenmesinde, eğitimin, bilgi düzeyinin artırılmasının, ekonomik güvencenin sağlanmasının, sosyal ve kültürel aktivitelere yönelimin, düzenli spor alışkanlığının önemli olduğunu belirten Dilbaz, bu konuda atılan yasal adımların da ümit verici olduğunu kaydetti.

Dilbaz, "Türkiye sigara tüketiminde dünya genelinde 7. sırada yer alıyor ve Türkiye'de yaklaşık 17 milyon sigara içicisi bulunuyor. Erkeklerin yüzde 56,3'ü, kadınların yüzde 42,8'i sigara içmektedir. Sigarayı deneyen her 4 kişiden 3'ünün bağımlı olduğu bilinmektedir" dedi.

Küresel Gençlik Tütün Araştırmasına göre, 13-15 yaş grubu öğrencilerin yüzde 29,3'ünün sigarayı denediğini belirten Dilbaz, halen sigara içme oranlarının ise yüzde 9,1 olarak tespit edildiğini söyledi.

Dilbaz, 10 yaşından önce sigaraya başlayanların oranının yüzde 9,5 olduğunu ifade ederek, "Bu çalışmaya göre sigaraya başlama nedenleri arsında ilk üç sırayı; yakın çevrede tütün ürünü kullanan kişilerin varlığı, tütün ürünlerinin reklamının yapılması ve modaya veya güncel akımlara uyma çabası almaktadır" diye konuştu.

Madde Kullanımı
Nesrin Dilbaz, BM Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Bürosu (UNODC) ve Ankara AMATEM işbirliği ile 6 ilde yapılan "Türkiye Madde Kullanım Profili 2003" araştırması sonuçlarına göre, tüm maddeler için ilk kullanım yaşının 25'in altında olduğunu söyledi.

Dilbaz, sigara ve alkol için ilk kullanımın 12-15, yasa dışı maddelerde ise 14-16 yaş aralığında görüldüğünü ifade etti.

Kullanıcıların Durumu
Madde kullanıcıları ile yapılan görüşmelere göre, büyük şehirlerde özellikle genç nüfusta madde kullanımı olduğunun gözlemlendiğini belirten Dilbaz, madde kullanıcıların yarısından fazlasının 15-24 yaş aralığında olduğunu dile getirdi.

Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, çoğu madde kullanıcısının düzenli bir işinin olmadığını, genellikle ailelerinden maddi destek gördüklerini, çoğunun aileleri ile beraber bir kısmının da yalnız ya da sokaklarda yaşadığını söyledi. Dilbaz, yapılan araştırmalara göre, gençlerin madde kullanmaya başlamasındaki en önemli faktörün merak olduğunun tespit edildiğini belirtti.

 

 

 

B12 VİTAMİNİ ÇOCUKLARDA ZEKAYI ETKİLİYOR

 

Beslenmedeki yetersizlikler sonucu ortaya çıkan B12 vitamini eksikliğinin özellikle çocuklarda nörolojik bozukluklara yol açtığı, tedavi edilmediği takdirde ise kalıcı hasarlara neden olabildiği bildirildi.

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Bilim Dalında görevli uzman Dr. Birol Baytan, beyin gelişimi için son derece önemli olan B12 vitamininin vücutta üretilemediğini, bu nedenle mutlaka dışarıdan, özellikle hayvansal gıdalarla alınması gerektiğini söyledi.

B12 vitamininin yoğun şekilde kırmızı et ve yumurtada bulunduğunu anlatan Dr. Baytan, çocukluk çağında bu vitamin türünün eksikliğinin sonuçlarını belirlemek için UÜ Çocuk Polikliniğine başvuran, klinik ve laboratuvar bulgularında B12 eksikliği tanısı konan 15 çocuk üzerinde araştırma yaptığını belirtti.

"Geri Dönüşsüz Hasarlara Neden Olabiliyor"
Dr. Baytan, beslenme bozukluklarının B12 vitamini eksikliğine neden olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:

"Araştırmada, B12 eksikliği olduğu belirlenen çocuklar ve özellikle 1.5 yaşın altındaki bebeklerin ailelerinde de bu vitaminin eksikliğini ortaya koydu. B12 eksikliği, özellikle 1 yaşın altındaki çocuklarda nörolojik bozulmalara neden oluyor. Normalde bebekler 3 aylıktan itibaren başını tutmaya, 7-8 aylıkken desteksiz oturmaya başlar. B12 eksikliği olan çocuklarda baş tutma, oturma, yürüme, konuşma gibi tüm fonksiyonlar gecikiyor. Hatta uzun süre B12 eksikliğine maruz kalınması geri dönüşsüz hasarlara neden olabiliyor."

Bebeklerin beslenmesinde ilk 6 ay anne sütünün çok önemli olduğuna işaret eden Dr. Baytan, B12 vitamininin bebeğe anne sütüyle geçtiğini, annelerin yetersiz beslenmesinin doğal olarak bebeklerde de bu vimatin türünün eksilmesine neden olduğunu vurguladı.

Dr. Baytan, Avrupa'daki çocuklarda B12 eksikliğinin en büyük nedeninin annelerin genellikle vejeteryan olmasından kaynaklandığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Ama Türkiye'de ekonomik sıkıntıdan dolayı et yiyemedikleri için annelerde eksik olan bu vitamin, bebeklerde de tabii ki eksik oluyor. Bizim araştırmamızdaki hastaların büyük çoğunluğu çok çocuklu ve sosyo-ekonomik düzeyleri düşük ailelerin çocuklarıydı. Et yeme sıklıkları ayda bir, B12 vitamin seviyeleri çok düşüktü. B12 vücutta sentez edilmiyor. Hayvansal gıdalarla dışarıdan alınması gerekiyor. Özellikle kırmızı et ve sarısıyla birlikte tüketilen yumurtada yoğun olarak bulunuyor. Bu nedenle bu gıdalara beslenmede yer verilmesi gerekiyor."

"İlaçlar Tek Başına Yeterli Değil"
B12 eksikliği tespit edilen hastaların beslenme şekillerini düzenlemeye çalıştıklarını dile getiren Dr. Baytan, şunları kaydetti:

"Ailelerin çocuklarına haftada en az 3 gün kırmızı et yedirmeleri gerekiyor. Diyetteki düzenlemenin yanı sıra mutlaka ilaç tedavisi de veriyoruz. Ama ilaçlar tek başına yeterli değil. Sadece çocuğun beslenmesini değil, annelerin beslenmelerini de düzenlememiz gerekiyor. B12 vitamini yerine konduğu zaman çocuklar normale dönüyor. Ama eğer bu durum geç fark edilir ve tedavi edilmezse, B12 eksikliği çocuklarda kalıcı nörolojik bozukluklara, zeka seviyesinde düşüklüğe, bazı hareket bozukluklarına neden olabiliyor. Büyüme ve gelişmelerinde, motor fonksiyon dediğimiz yürüme, konuşma, oturma gibi fonksiyonlarda gecikmelere neden oluyor. 1 yaşında yapacağı bir şeyi 2-2.5 yaşında yapabiliyor."

Baytan, B12 eksikliğinin yetişkinlerde de sinir sistemini etkileyerek hareketlerde bozukluk ile unutkanlık ve kansızlığa neden olduğunu sözlerine ekledi.

Yonca Bayrak

 

YORGUNLUK HASTALIK HABERCISI

 Çoğu zaman önemsemediğimiz yorgunluk, ciddi hastalıkların işareti olabilir. Bu nedenle yorgunluğa üşüme, saç dökülmesi, tırnak kırılması, kabızlık ve kilo kaybının eklenmesi halinde bir hekime başvurulması gerekiyor.

Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Birsel Kavaklı, çoğu zaman ciddiye alınmayan yorgunluğun anemi, depresyon, kanser ve kalp yetmezliği gibi hastalıkların belirtisi olabileceği uyarısında bulundu.

Kavaklı, yaptığı açıklamada, yorgunluğun, "normalde bir insanın günlük işlerini yaparken kendini yetersiz hissetmesi olarak" tanımlanabileceğini belirtti.

Kavaklı, yorgunluğa üşüme, saç dökülmesi, tırnak kırılması, kabızlık ve kilo kaybının eklenmesi halinde bir hekime başvurmak gerektiğini ifade ederek, çoğu zaman psikiyatrik sendromlar ve depresyonun, özellikle kadınlarda yorgunluk sebebi olarak ortaya çıktığını vurguladı. Birsel Kavaklı, şu bilgileri verdi:

"Çoğu zaman ciddiye almadığımız yorgunluk, ciddi bir hastalığa işaret olabilir.