suBRosa ANASAYFA                   suBRosa BAŞ YAZI                      suBRosa GÜNCEL                      suBRosa İLANLAR                  suBRosa E-POSTA                   www.huncular.com

 
M E N Ü

 

türk askeri şehit cenazeleri orman yangını uçaklar
türk ordusu ırak savaşı kıbrıs sosyal güvenlik kanunu
seçim polis kene öğrenci hareketi

Yüzyılık Forografı

 

 

Annelere Sütü Arttıran Emzirme Çayı

Türkiye’deki ilk ve tek doğal bitki çayı olan Humana Still-Tee’nin içeriğinde, dengeli bir karışımla bir araya getirildi.

Bebeklerin sağlığı ve gelişiminde, özellikle ilk 6 ayda eşsiz ve mucizevi besin kaynağı olan anne sütü, bağışıklık sisteminden, zeka düzeyine kadar, insan hayatında etkisi bir ömür boyu sürecek inanılmaz ve son derece iyi sonuçlar yaratıyor. Yüzyıllar boyu anne sütünü artırıcı etkisi bilinen ve kanıtlanan bitkiler, anne sütünü artırmaya yardımcı, Türkiye’deki ilk ve tek doğal bitki çayı olan Humana Still-Tee’nin içeriğinde, dengeli bir karışımla bir araya getirildi.

Türkiye’de, eczanelerde satışa sunulan Humana Still-Tee’nin içeriğinde yer alan tamamen doğal bitkisel karışım, düzenli içildiğinde, doğum sonrasından başlayarak, tüm emzirme döneminde süt bezlerini uyarıyor ve böylece anne sütünün miktar olarak artmasına ve yapımının hızlanmasına yardımcı oluyor.

Humana Stil-Tee emzirme çayının içeriği, geleneksel olarak yüzyıllardan beri anne sütünü artırdığı bilinen ve tıbben galaktogog olarak isimlendirilen bitkilerin dengeli ve ideal karışımından oluşuyor. Bu bitkilerden anne sütünü artırıcı etkisi olanlar, Çemen Otu, Keçi Sedefi Otu, Rezene, Mine Çiçeği olarak sıralanırken, Amber Çiçeği, Ağaç Çileği ve Rooiboss bitkileri de çayın lezzetini artırmak, kokusunu ve tadını mükemmelleştirmek, vitaminler ve mineraller açısından zenginleştirmek için ilave edilmiş bulunuyor.

Humana Still – Tee emzirme çayının içerisinde bulunan galaktogog adı verilen bitkiler, anne sütünün yapılması için, emziren annede zaten mevcut olan prolaktin ve oksitosin adlı hormonların aktivitesini artırarak, anne sütü üretimini hızlandırıyor ve salgılanan anne sütü miktarını artırmaya yardımcı oluyor. Yüzde 100 doğal ve bitkisel olan Humana Stil-Tee, hiçbir boya ve katkı maddesi ile suni aroma içermiyor.

Humana Still – Tee emzirme çayının etkisi 24- 72 saat içinde ortaya çıkıyor

Humana Stil-Tee, bir bardak suya iki tatlı kaşığı ilave edilip karıştırılarak hazırlanıyor. Suda eriyen granül yapısı sayesinde kolayca hazırlanabilen Humana Still-Tee, isteğe bağlı olarak soğuk, ılık ya da sıcak içilebiliyor. Günde 3- 4 kez içilmesi tavsiye edilen Humana Still-Tee’nin anne sütünü artırmaya katkı sağlayıcı etkisi, 24- 48 saat içinde görülüyor. C vitamini ilaveli olduğu için annenin günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 72’sini karşılayan Humana Still-Tee, düşük kalorili olması nedeniyle de, anneler için doğumun ardından kilo endişesi yaşatmadan anne sütünü artırmaya yardımcı oluyor. Bir bardak Humana Still-Tee, 34 Kcal, yani sadece yarım dilim ekmek kadar kalori içeriyor. Emziren annenin süt verme döneminde artan sıvı ihtiyacını da gideren Humana Stil-Tee, eczanelerde 200 gramlık kutularda satışa sunuluyor ve bir kutudan 200 mililitrelik 22 fincan çay çıkıyor.

Avrupa’nın önde gelen bebek mamaları üreticisi HUMANA tarafından üretilen ve iki yıldır AB ülkelerindeki annelere sunulmakta olan doğal bitkisel emzirme çayı Humana Still-Tee, Mamsel İlaç Sanayi tarafından, Türkiye’de eczaneler kanalıyla sütü yeterli olmayan annelere ulaştırılıyor.

Türkiye'de kanser gerçeği

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof.Dr. Murat Tuncer, Türkiye'de her yıl 145 bin kişiye kanser teşhisi konulduğunu belirterek, sigaradan kaynaklanan hastalıklardan da her yıl 200 bin kişinin öldüğünü söyledi. Tuncer, yeterince sebze tüketmeyen Türkiye'nin obezitede Avrupa'nın 2. ülkesi olduğunu ayrıca belirtti.

Sakarya'da faaliyet gösteren Lösemili Çocukları Koruma Derneği (LÖSDER) tarafından Kanser Haftası münasebetiyle düzenlenen programa konuşmacı olarak Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof.Dr. Murat Tuncer katıldı. Kanserin 5 milyon yıl öncesinde de olduğunu ifade eden Tuncer, insanların kanserle yaşamayı ve kanseri yok etmeyi öğrenmesi gerektiğini söyledi.

Tüm dünyada kanserin her geçen gün arttığını belirten Tuncer, şu an dünyada kansere yakalanan 25 milyon insan olduğunu anlattı. Bu rakamın 2030'da 75 milyona çıkacağını belirten Tuncer, şöyle konuştu: "Türkiye'de her yıl 145 bin kişiye kanser tanısı koyuyoruz. Şu an Türkiye'de 350 bin insan kanserle yaşıyor. Bu sayı artarsa cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümünde 500 bin kişi kansere yakalanmış olacak. Bugün 140 bin kanserin 100 bini sigaradan kaynaklanıyor. Sigarayı yok ederek kanserlerin yarısını yok ederiz. Sigara içen biri hem kendisine hem çevresine zarar veriyor."

Türkiye'de 12 milyon çocuğun evlerinde sigaraya mazur kaldığını anlatan Tuncer, sözlerine şöyle devam etti: "11 milyon kişi de kamusal alanda sigaraya maruz kalıyor.

Sigara içen öğretmenlerin yüzde 90'ı, öğrencilerin yanında da sigara içiyor. Doktorların yüzde 85'i de çocukların yanında sigara içmeye devam ediyor. Kanser açısından Türkiye'nin en büyük şansı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Çünkü daha önce bu ülke herkesin önünde sigara içen başbakan ve sigara kanununu geri çeviren cumhurbaşkanı gördü. Ama sağolsun başbakanımız, tüm kabine üyelerine sigarayı bıraktırdı. Şu an sigara içen bakan yok. Siyasilerin bu konuda ön ayak olması çok güzel bir şey."

SİGARAYI BIRAKMADA CEZAYİR'DEN GERİYİZ

8 saniyede bir insanın sigaradan öldüğünü ifade eden Tuncer, Türkiye'de sigarayla ilişkin kanserden 100 bin ve yine sigarayla ilgili diğer hastalıklardan her yıl 200 bin kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Yani her yıl bir şehir nüfusunun yok olduğunu anlatan Tuncer, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hergün 2 tane boing 737 uçağımız düşüyor. Türkiye'de hergün bir tsunami yaşanıyor. Ölen sayısı aşağı yukarı bunlar. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev alırken 9 bin kan kanserli çocuktan sadece 2'sinin ailesi sigara içmiyordu. Bugün sigara üretenler, sigara içenler insanlığa kastediyorlar. Toplum imha silahıdır sigara. 19 Mayıs'tan itibaren toplu yerlerde sigara içilemeyecek. Türkiye sigara bırakmada Cezayir'den daha kötü, Sudan'dan biraz daha iyi."

Türk halkının yeterince sebze tüketmedğini de belirten Tuncer, Türkiye'nin Avrupa'nın en şişman insan sayısında Yunanistan'ın ardından 2. olduğunu ifade etti. Son günlerde 3 çocuk tartışmaları olduğunu belirten Tuncer, "2030'dan sonra Türkiye'nin nüfusu yaşlı olacak. Biz halk olarak çok sigara içiyoruz. Her yıl 17 milyon paket sigara tüketiyoruz. Bunun maliyeti, Sağlık Bakanlığı bütçesinin 3,5- 4 katı. Ayrıca 1 milyar dolar kanser tedavisi için harcıyoruz" dedi.

ABD ve Avrupa'da kanser vakalarının azaldığını belirten Tuncer, kanser sayısının bizde yüzde 3 ile 6 oranında arttığını söyledi. Erken teşhisin çok önemli olduğunu anlatan Tuncer, şöyle konuştu: "Bazı kanser hastalığı erken tanıyla tamamen tedavi ediliyor. 49 yaşından sonra kadınlar 2 yılda bir momografi çektirirse, meme kanseri yok edilir. 35 yaşına gelmiş her kadın ömrü boyunca bir pasimil aldırırsa, bu hastalık da yüzde 80 yok ediliyor. 50 yaşın üstündeki erkek ve kadınlar dışkısında gizli kan
baktırsa, kalın bağırsak kanserini yok ediyoruz. Her yıl 50 bin kadın meme kanserine yakalanıyor. Bunların yüzde 80'inde geç kalınıyor. Bunun için açtığımz tarama merkezlerinde bir milyon kadını taradık. 2009'da tarama merkezi olmayan il kalmayacak. Meme, kalınbağırsak, rahim kanserini yok edeceğiz. Kısaca kansere yakalanmamak için bol sebze yiyin, sigara ve içkiden uzak durun. Erken tanı için testler yaptırın.”

Beyaz peynir diş çürümelerini engelliyor

Yemeklerden sonra elma ve beyaz peynir tüketmenin diş çürümelerini engellediği belirtildi.

Diş Protez Uzmanı Dr. İlker Arslan, özellikle anne ve babaların çocuklarının önünde dişlerini fırçalayıp örnek olmaları gerektiğini söyleyerek, "Ağız, bütün vücudun giriş bölgesidir. Sağlığımızın başladığı yer ağzımızdır. Ağız sağlığımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Yemek sonrasında mutlaka dişlerimizin fırçalanması ve gargara yapılmasında fayda var. Özellikle yaz mevsimine girerken lifli meyveleri yemeliyiz. Anne ve babaların çocuklarının karşısında dişlerini fırçalamaları gerekiyor ki çocuklarımıza örnek olunsun" dedi. 

Diş fırçasının olmadığı zamanlarda çok asitli gıda tüketildiği yani kola gibi içecekler içildiğinde bir parça peynir yemenin dişlere faydalı olduğunu kaydeden Arslan, "Asitli içekler ve yiyecekler sonrasında bir parça beyaz peynir tüketmek, diş ağlığı için iyi olacaktır. Çünkü ağızda biriken asit ortamı daha bazik ortama çevrilecektir ve çürüme engellenecektir. Yine yemekten sonra yenilen bir elma, diş fırçası görevi yapacak ve dişin yüzeyindeki plağı temizleyecektir" diye konuştu.

Şehir su şebekesinde flor oranının net bilinmediği için çocuklara hekim kontrolünde florjel uygulaması yapılmasını tavsiye eden Dr. Arslan, "Çocuklarımıza 3-4 yaşından sonra periyodik olarak diş hekimi kontrolünde florjel uygulaması yapılmalı. Böylelikle dişin yapısı daha da güçlenecek ve diş çürükleri engellenecektir" dedi.

Günde 2 litre su içmenin faydasının kanıtı yok

Su Günde 2 litre su içmenin faydasının kanıtı yok

Yapılan yeni bir araştırma, çok su içmenin sağlığa faydalı olduğu yönünde hiçbir kanıt bulunmadığını ortaya koydu.

Araştırmacılar, sağlık için günde 8 bardak (2 litre) suya ihtiyaç bulunduğu yönündeki inancın "bir mit olduğunu" söyledi. Özellikle 1990'larda yaygınlaşan bu inanca göre, günde iki litre su tene iyi geliyor, kilo verilmesine ve vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı oluyor; bunun yanı sıra yeterli su içmeyenler sağlık problemleriyle
karşılaşabiliyor. Bu mitin yaygınlaşması, insanları susadıkları zaman su içmek yerine, gün boyunca ellerinde su şişesiyle dolaşmaya sevk etmişti.

Ancak, Pennsylvania Üniversitesinden Dr. Dan Negoianu ile Dr. Stanley Goldfarb'ın klinik çalışmaları tarayarak vardıkları sonuç, bu kadar çok su içmenin saptanmış herhangi bir yararı olmadığı yönünde. Bilim adamları, sıcak ve kuru havalarda su ihtiyacının arttığını, bazı hastalıklardan mustarip olanların fazla sıvıya ihtiyaç duyabileceğini, ancak "ortalama sağlıklıklı insanlar için böyle bir ihtiyaç bulunmadığını" belirtti.

Yeni araştırmaya göre, susuzluk derinin görünümünü değiştirebiliyor, ancak çok su içmenin deriyi güzelleştirdiğine dair klinik bir bulgu yok. Bunun yanı sıra bazı araştırmaların, fazla suyun böbreğin tuz ve üreyi vücuttan atmasına yardımcı olduğunu gösterse de bunun sağlığa ne gibi yararı olduğunu göstermekte başarısız kaldığı belirtildi. Daha çok su içmenin tokluk hissi yaratıp kilo vermeye yardımcı olduğu iddiasını da araştıran bilim adamları, bu konudaki araştırmaların da somut sonuca varmada başarısız olduğunu belirtti. Journal of the American Society of Nephrology'de yayımlanan araştırmada, "Genel olarak bu konuda kanıt yetersizliği söz konusu" denildi.

Yonca Bayrak, 30.10.2008

 


Durmuş Hocaoğlu

'Hristiyanlık Sonrası Avrupa'da Din ve Âile: I -II - III (Durmuş Hocaoğlu)


 

Ne 'Sâf/Öz Millet' Vardır, ne de, 'Sâf/Öz Dil'; Türkler ve Türkçe de Dâhil
Durmuş Hocaoğlu

Yeniçağ Gazetesi

NOT: I: Bu yazının son cümlesi olan "Türk milliyetçilerinin yirminci asrın başlarında kalmış, tarihî ömrünü doldurmuş, ırkçılık bakıyyesi bu çocukluk hastalığından artık kurtulma vakti çoktan geldi, geçiyor bile" ifâdesi Yeniçağ'ın matbû metninden çıkarılmıştır. II: Bu metnin sonundaki Bâbil Kulesi resmi ve yanındaki yazı sonradan eklenmiştir - D.H.

 

Bugünkü yazımı da, bir evvelkinin devâmı olarak, aynı saygıdeğer okuyucumun mektubuna tahsîs edeceğim. İlk yazım üzerine gönderdiği ikinci mektubunda, adını yazmanın bir mahzur teşkil etmediğini bildiren, emekli öğretmen, amatör gazeteci, Iğdır'lı Sayın Akay Aktaş, "Yazım kısa olduğu için tarihi derinliklere girmemiştim. Yoksa şüphesiz ben de dilimizin yabancı kültürlerin etkisi altına çok öncelerden girdiğini az çok biliyorum. Ve Türkçe öztürkçe konuşacağız diye ortaya atılan abuk sabuk kelimeleri de hiç onaylamadım. Bütün varken tüm demek, sesli varken ünlü demek bana hep tuhaf ve itici gelmiştir. Hele olası, olanak, dinlence gibi kelimeler kulağımı tırmalamıştır. Ben e-postamda 1980 sonrası ablukayı özellikle verdim. Zira iletişim, TV yayınları o tarihten sonra arttı. Ve dışa açılmak adına milli değerlerimiz, kaynaklarımız hırpalandı. Bu durum AKP döneminde ise daha bir hızlandı" diyerek başladığı bu ikinci mektubuna, Iğdır'da neşrolunan Işık gazetesinde, 21 Temmuz Pazartesi günü kalem aldığı bir yazısını da eklemiş; alâkasına ve nezâketine teşekkür ederim.

 

Bu kadar samimî ve nâzik bir mektup yazan Sayın Aktaş'ın kırılması beni fevkalâde müteessîr eder, ümîd ederim ki bir sûi tefehhüm olmaz; ama, maalesef, yukarıdaki kısa iktibasta olduğu gibi, hayli doğru tesbitler de ihtivâ eden bu mektup, bütün olarak ele alındığında, temel mantaliteye taallûk eden mes'elelerde yine tashîhe muhtaç ciddî hatâlar ile mâlûl bulunuyor. Yine maalesef ki, bu mühim mevzûları burada uzun uzadıya tafsîle girişemeyeceğim; onun yerine, şimdilik, daha henüz yeni yayınlanan ve ankarîbüzzaman siteme yerleştireceğim akademik bir makalemi tavsiye edecek [1] ve çok kısaca ihtisar edeceğim.

 

İmdi, mühim bir örnek olarak, meselâ, Sayın Aktaş - inşaallah yanlış anlamışımdır – "Öz Türkçe" taraftarı; işte bu vahîm bir hatâ – hattâ, "hatâ"dan ( error ) daha fazlası bile, bir "yanlışlık" ( fault ) -; çünkü Arz üzerinde "öz dil" diye bir dil hiç olmamıştır; bu, külliyen boş bir hayâldir; bir kere en umûmî manâda "dil"in – yâni "lisan"ın - nasıl ortaya çıktığı meçhûl; Hz. Âdem kıssasından ilham alınarak peşine düşülen "Âdem Dili"nden ( Lingua Adamica ) hiçbir netîce istihraç edilememiş ve artık vazgeçilmiştir. Ahd-i Atîk'e istinâden ortaya atılan "Dillerin Karışması" ( Confusio Linguarum ) [2] ise ap-açık fantastik bir masaldan başkası değildir; tıpkı, Yahûdî teologu Kabalacı Abraham ben Samuel Abulafia'nın (1240-1291), İbrânî dilinin insanlığın ilk dili, yâni Lingua Adamica olduğu veya en azından potansiyel olarak, olabileceği şeklindeki iddiası gibi. Darwinci antropolojinin en zayıf tarafı da kezâ aynıdır: "Konuşamayan ve düşünemeyen insan-öncesi hayvan"dan "konuşan ve düşünen insan"a geçişi açıklayamamak bu teorinin çökmesi için tek başına yeterlidir.

 

İkinci olarak, "saf ve öz bir dil" olması için "sâf ve öz bir cemiyet" şartır ve bu da muhâldir; evvelen çok iyice bilinmelidir ki, ırk ve millet aynı şey değildir ve sâniyen ne sâf bir ırk vardır ve ne de sâf bir millet; bu, imkân hâricidir; Haldûn'un ifâdesiyle, "sarih nesep, sadece göllerdeki vahşi Araplarda ve onlar hükmündeki toplumlarda bulunur" [3] ; o bile bulunmaz; zinhar – Haldûn'un maksadı, soy saflığının, medeniyete uzaklıkla olan bağlantısına vurgu yapmaktır-. Milletler de hâkezâ: Sâf millet diye birşey yoktur; ne sâf Türk vardır, ne sâf Arap v.s. Beri yandan, "millet", "genetik" değil, "tarihî ve kültürel" bir varlıktır ve ilk teşekkülün nasıl başladığı meçhûldür, muhtemelen de ilelebed meçhûl kalacaktır. Milletler tarihte bilinmeyen bir şekilde doğar ve evrilerek ilerler; kan alır, kan verir, kültürleri etkiler ve etkilenir, hısımlıklar, akrabalıklar kurar ve olgunlaşır, sonra yaşlanır ve sonra da fevt olur. İmdi "sâf/öz millet" olmayınca "sâf/öz dil" de olmayacaktır; Humboldt'un belirttiği gibi, "Milletler, nasıl meydana getirdiklerini bilmedikleri dillerini konuşurlar"e tabiatiyle Türkler de bir istisnâ teşkîl etmezler; "Sâf/Öz Türk" olmadığı için "Sâf/Öz Türkçe" diye birşey de yoktur. . V

Türk milliyetçilerinin yirminci asrın başlarında kalmış, tarihî ömrünü doldurmuş, ırkçılık bakıyyesi bu çocukluk hastalığından artık kurtulma vakti çoktan geldi, geçiyor bile.

VE bütün dünyanın dili bir, ve sözü birdi. 2 Ve vaki oldu ki, şarkta göç­tükleri zaman, ?inar diyarında bir ova buldular; ve orada oturdular. 3 Ve bir­birlerine dediler: Gelin, kerpiç yapalım, ve onları iyice pişirelim. Ve onların taş yerine kerpiçleri, ve harç yerine ziftleri vardı. 4 Ve dediler: Bütün yeryüzü üze­rine dağılmıyalım diye, gelin, kendimize bir şehir ve başı göklere erişecek bir kule bina edelim, ve kendimize bir nam yapalım. 5 Ve âdem oğullarının yapmak­ta oldukları şehri ve kuleyi görmek için Rab indi. 6 Ve Rab dedi: İşte, bir kavmdırlar, ve onların hepsinin bir dili var; ve yapmağa başladıkları şey bu­dur; ve şimdi yapmağa niyet ettiklerin­den hiç bir şey onlara men edilmiyecektir. 7 Gelin, inelim, ve birbirinin dilini anlamasınlar diye, onların dilini orada karıştıralım. 8 Ve Rab onları bütün yer­yüzü üzerine oradan dağıttı; ve şehri bina etmeği bıraktılar. 9 Bundan dolayı onun adına Babil denildi; çünkü Rab bütün dünyanın dilini orada karıştırdı; ve Rab onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı.


[1] Hocaoğlu, Durmuş., "Dil Üzerine Notlar: İnsan'ın ve Dil'in Sıfır Noktası; İnsan, Dil ve Cemiyet ve bir Tipoloji Olarak Aveyron'lu Victor"., Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi ., ISSN 1300-9435., 2005, Sayı: 13, ss.5-36;

[2] Tevrât-ı ?erif , yâhut Eski Ahit Kitabı : Tekvîn, Bab: 11;

[3] İbn Haldûn., Mukaddime ., II.IX., Hazırlayan: Süleyman Uludağ., Dergâh Yayınları., İstanbul, C: I: İkinci Baskı: Mayıs 1988, s.432 v.dv

 

VATİKAN'A HZ. İSA İLE İLGİLİ AÇILAN DAVADA SON DURUM NEDİR?

Bu davada taraflar arasında karşılıklı suçlamalar sürmektedir. Kamuoyunda kısaca “Casioli” davası diye biliniyor. İtalya'daki ön duruşmalardan 1500 Euro para cezası kararı çıktığı haberi geldi. Kararda Katolik Kilisesi için kutsal sayılan bir kişiye ( Jesus Christ) hakaret edildiği belirtilmişti. Dikkat edilirse İtalyan mahkemesi sadece Katolik Kilisesi için “Kutsal” sayılan demişti, tüm Hıristiyanlar ve/veya tüm Dinler veya tüm İnsanlık için kutsal sayılan dememişti. B u nedenle AİHM'deki davada Casioli'nin eli güçlendi, 1500 Euroluk ceza ise çok önemli değildi; sadece zevahiri kurtarmak içindi.


 

Kim Bu Adam? 09.07.2007

  • Bu adam yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.
  • Bu adam ilköğretim çağında zorunlu dini eğitim alır.
  • Bu adamın aile kökeni kimse çözemeyeceği kadar karanlıktır.
  • Bu adamın ailesinde daima gizlenen bir Yahudi bağlantısı vardır.
  • Bu adamın ruhsal yapısı çok dalgalı ve düzensizdir.
  • Bu adam gençliğinde ve ileri yaşında karşıtlarına argo ile yanıt veren küfürbaz ve külhanbeyi tavırlı biridir.
  • Bu adam verdiği sözleri tutmayan ve imzaladığı açık/gizli anlaşmalara uymayan biridir.
  • Bu adam devlet yönetimi konusunda CAHİL ama BASKICI ve ?ANTAJCIDIR.
  • Bu adam kendi anadilini bile doğru dürüst konuşamadığı gibi yabancı bir dil de öğrenmek istememiştir.
  • Bu adam kendi ülkesinde ALT ve ÜST kimlikler bulunduğuna inanır.
  • Bu adamın kendi devleti ve ordusuyla derin sorunları vardır.
  • Bu adam hem özel yaşamında hem de siyasi faaliyetlerinde daima MA?DURU oynamıştır.
  • Bu adam gençliğinde çok yoksulluk çektiğini öne sürerek sürekli olarak haksız kazanç dahil her türlü yoldan çok para kazanma hırsı ile yaşamıştır.
  • Bu adamın cinsel sapmaları olduğu ve/veya cinsel sorunlar yaşamış olduğu anlaşılmıştır.
  • Bu adamın epilepsi (sara) hastalığına duçar olduğu ve zaman zaman ‘Fit' diye bilinen buhranlar geçirdiği hep gizlenmiştir.
  • Bu adamı bir gizli örgüt, ülkesinde lider yapmaya karar vermiştir.
  • Bu adam başbakan olunca cumhurbaşkanını halkın seçmesini istemiş ve kendisinin cumhurbaşkanı yapılmasını dilemiştir.
  • Bu adamı iktidara getiren gizli örgüt, onu kullanarak ülkesinde DEVLETİ çökertmiş ve VATANI böldürmüştür.
  • Bu adam tarihin tanıdığı EN KİFAYETSİZ MUHTERİS LİDERDİR.

Bu Adamı Tanıdınız Mı?

Bu adam Adolf Hitler'dir.

Size birisini anımsatıyor mu?

 

Kaynak: ‘Bilinmeyen Hitler', Aytunç Altındal, Alfa Yay. 15.Baskı, 2006

 

 

 

Aytunç Altındal açıklıyor:

"1908'e kadar İstanbul'u da bilmeyen, Türkçe de bilmeyen bir adam Said-i Nursi. O zaman geldiğinde İslam dinini bunlar, Türkler çökertmişler, diyor.

... (1908) İstanbul'a geliyor, Türkçe öğreniyor...

Öğrendikten sonra elektriği de görüyor.

Elektrikten çok etkileniyor.

O dönemde çok yeni, ve Nur olayını böyle getiriyor, elektrik yani:

'Nur talebeleri Nur fabrikasının ampulleridir.'..."

Hıristiyanlık tarihinde üçlü anlayışını (Thrinity, Ekanim-i Selase- Üç Uknum) reddeden mezhep ve akımlar içinde Ebonitler, Erken Hıristiyanlık döneminde ilk cemaatlerden önemli bir grubu oluşturdukları için dikkate alınması, derinlemesine incelenmesi gereken bir yapı arz etmektedirler.

Erken Dönem Yahudi-Hıristiyan İnancasında Tevhid ve Teslis Mücadelesini anlatan

Sn.LütfüÖzşahin'in

yazdığı EBİONİZM kitabı seçkin yayınevi ve kitapçılarda satışa sunulmuştur.


En çok Okunanlar

 

 

Web_Siteniz_Kurulur Burs_Araniyor Bütün_Tekstilciler En_Iyi_Restaurantlar
Bütün_Yayinevleri Bütün_Cateringler Besiktas_Magazalari Bakirköy_Magazalari
Fatih_Magazalari Sisli_Magazalari Eminönü_Magazalari Kadiköy_Magazalari
Bütün_Anaokullari Bütün_Mobilyacilar Bütün_Kuyumcular
toptan_gidacilar butun_doktorlar yazar_araniyor sariyer_magazalari
tüm çiçekçiler tüm modaevleri butun etlokantaları butun balıkrestaurantları
| Kitap Listemiz | Kitap Yorumu | Yazar Portresi| Köse Yazıları | Politikacılarımız ve Siyasetcilerimiz |
| Ekonomi Bilgileri | Ekonomik Yorum | Ekonomi Tarihi |

| Tarihte Bugün | Tarihi Mekanlar | Tarihi Portreler |

| Sizin için izledik | Sizin için Okuk | Geleneksel Sanatlarımız | Lezzet Mekanları|
| Resmi Yazısmalar | Tarihi Anlasmalar | Toplantılar | Ezoterizm | Occultizm | Hermetizm |
| Alcimizm | Sigil/Semboller | Kehanetler/Öngörüler | Bize Ulasın |
[ana sayfa]
Copyright ® 2003 . www.subrosa.com.tr .   Her hakkı saklıdır.